Sayfalar

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Gidemedim, Gezemedim...


İzmir'deyim şu an dostlar. Yarın da saat 16 gibi sinop otobüsüne bineceğim. Tam on sekiz saat sürecek. Gerçi uzun yollara alışkınım ben.

Aslında geçen yaz istanbul'dan izmir'e üç günde gittiğim gibi bunda da böyle yapacaktım ya evdeki hesap çarşıya uymadı. Bazı parasal sorunlar peydahlandı, benim de gezme işlerimin bir kısmı suya düştü. Allahtan Diyarbakır'dayken hasankeyf'e, malabadi köprüsüne falan gittim de o kadar üzülmedim bu duruma. Sonuçta yarım dönemdir hiç bir yeri gezmemiş adam değilim.

Aslında sorun bu gezme işlerine bir türlü para ayıramayışımda. Hep bir aksilik, hep bir paranın gitmesi gereken yerler... Yeni öğretmen olarak yeni kıyafetler almam gerekti misal. Sonra ev eşyaları vs. vs. vs. Hoş ben de hiç sütten çıkmış ak kaşık değilim yani. Oscar wilde gibi "bana lükslerimi verin ihtiyaçlar sizin olsun" diyerek dolanıyorum etrafta. He benim lükslerim cafeler tabi. Oralara döktüğüm para maaşımın nerdeyse üç te birini oluşturuyor. Bak şimdi şu müsrifliğimden nefret ettim yeminle.

Var ya oh olsun bana. Şöyle gezememezlikten dolayı iyice sıkıntıdan patlayım ben. Hem belki iyi olur, bu sıkıntıları düşünüp bir dahakine paşa paşa para biriktirebilirim.

Neyse dostlar görüşürüz. Daha gidip sinop için valizimi düzenlemem gerekiyor. Bye...

5 Temmuz 2012 Perşembe

küflenmis bürokrasi örneği

Diyarbakır'ın ofis semtinde il halk kütüphanesi var. Şimdi hatırlamıyorum ama sanırım başka yazılarımın birinde şöyle bir bahsetmiş olmalıyım. Neyse efendim fazla uzatmadan kütüphanenin kemikleşmiş ve insanı çileden çıkartan bürokrasisine bir örnek vereyim.

Süreli yayınlar bölümünde adı sanı pek duyulmamış ama şirin mi şirin bir edebiyat dergisine rastladım. Makaleri felaket hoşuma gitti. Dedim ki "du bi şunların fotokobisini çekireyim de elimde dursunlar." Hemen danışmanın yanına gittim. Fotokobi çektirmek istediğimi söyledim. Adam yukarı çıkıp malzeme odasına gitmemi söyledi. Yukarı çıktım oda kapalı. Oradaki memurlardan birine odanın kilitli olduğunu söyledim. Memur ne dese beğenirsiniz, aşağı danışmaya inip bilmemne beyi telefonla odaya çağırmalıymışım. Tİn tin aşağı indim. Hayır ben sanıyorum ki o bey gelecek ve fotokobi işlerim bitecek. Ama hiç de öyle olmadı. Bilmemne bey biraz sonra giriş kattaki bir odadan çıktı. Beni de arkasına katıp yukarı çıkmaya başladı. Odaya baktı, kilitli. Başka bir odaya baktı gene kilitli. Ofladı pufladı acil miydi falan dedi. Hiç istifimi bozmadım. Zar zor önce bir anahtar buldu. O başka
odayı açtı. Ben sanıyorum ki makine burda. Yok içeride değildi. Adam oradan başka bir anahtar aldı. En sonunda gidip malzeme odasının kapısını açabildi.

Fotokobi cihazı daha fişe bile takılmamıştı. Fişini taktı, düğmesine bastı. Makine zar zor çalıştı. Kopyalar üretildi. Sıra geldi paraya. "borcum ne kadar?" dedim, demez mi "ona ben bakmıyorum. Bir üst kata çıkın falanca beye sorun." Tamam dedim oflayarak. Falanca beyle merdivenlerde karşılaştım. Fotokobi parasını sordum. Sayfası 50 krş dedi. Yuh! Resmen soygunculuk. "Beyfendi bu kadar ucret mi olur?" diye cırlayıverdim. Falanca bey bilmem artık diyerekten beni müdürün odasına yönlendirdi. Artık iyice sinirden fıttıracak durumda amirin mekanına girdim. Müdür beyle şöyle ufaktan bir münakaşa yaşayarak makul bir fotokobi fiyatı belirledik ve ben alt tarafı 10 sayfa kagıt icin koca bir saat aşağı  in, yukarı çık debelenip durdum.

Ya dostlar, öyle çıldırdım ki daha da o kütüphane kitap almak ve birşeyler okuma dışında hiç bir şey yapmıyorum.

23 Haziran 2012 Cumartesi

İşte Lezzet Cini Ne Dilerseniz Yapıyor!


Açlıktan bütün enerjini kaybettiğin bir anda, tek arzun bir hareketle bütün masayı yemekle doldurmak iken, sihirli bir lambadan ‘iştelezzet’ cini çıksa ve dileğini gerçekleştirse…

Bu satırları okurken, içerleyip hayal dünyanızda kaybolmaya başladıysanız korkmayın. Ne iflah olmaz bir hayalperestsiniz ne de umutsuz bir ev kuşu. Sadece henüz www.istelezzet.com’u keşfetmemişsiniz! Markanın eğlenceli reklam filmi burada...


Yemek Siparişi Sepet ile Taşınmaz...:) from Istelezzet on Vimeo.
‘İştelezzet’ ciniyle günün hangi saati isterseniz, uçsuz bucaksız yemek masasına oturacağınızı ve o masada hiçbir çeşit sınırlaması olmadığını düşünün. Yapmanız gereken tek şey canınızın ne istediğine karar vermek, hepsi bu!

En hızlı hizmetiyle, sunduğu geniş seçenekler ile tüm lezzetler sofranıza gelsin. Üstelik tüm güzel deneyimlerinizi birikime dönüştürme şansıyla birlikte… Verdiğiniz her siparişte puan kazanıp, kazandığınız puanlarla kendinize ve sevdiklerinize müthiş lezzetleri ücretsiz  tattırabilirsiniz.
Unutmayın bu fırsatlara başka hiçbir yerde ulaşamazsınız. ‘iştelezzet’ cini sizi bekliyor!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Allah Aşkına Sus!

Gene uzun uzun birisinin yoğun konuşmalarına maruz kaldım. Beynim yandı resmen. Allah bir gün benim bu dinleme huyum yüzünden belamı verecek, yeminle.

Diyarbakır'da Koşuyolu parkında bir bankta kitap okurken olan oldu dostlar. Uzak bir banktan hangi kitabı okuduğumu soran kpss'zede genç kitabı inceleme bahanesiyle yanıma oturdu ve bir daha kalkmadı. Öyle çok, öyle çok konuşuyordu ki bir ara bir es bulup "sus artık" diyecek kuvveti bulamıyordum kendimde. Eleman beni etkilemek için tüm yüzeysel kpss genel kültür bilgilerini üzerime kusuyor, bir yandan da "ee, ben çok konuştum, biraz da siz anlatın." diyordu. Ben tam Ankara diyeceğim, hoop sözü ağzımdan alıp, yarım saat, içinde Ankara geçen ne kadar tarih, coğrafya, siyaset, edebiyat varsa tek tek sıralıyor, bir yandan da konuşmanız ne kadar hoş diye iltifatlar yağdırıyordu. Lan, ne kadar konuştum da konuşmamı güzel buldun, be hey çenesi düşük genç.

Neyse telefon numaramı istedi. Neymiş benle her zaman görüşmek istiyormuş. Ama ben durur muyum, "Öyle parkta tanıştığım insanlarla düzenli görüşmem ben." dedim. Elemanın dediğine bakın ama. "Keşke sanal alemde tanışsaydık." Allahım sana geliyorum. Allahtan o arada zaten telefonunu beklediğim "Okuyan Adam " aradı da, kurtuldum çocuğun elinden. Hayır "erkek arkadaşım var. diyorum, "bizde her yol var. Sosyal arkadaş oluruz, iletişim arkadaşı oluruz, yoksa msn arkadaşı oluruz." deyip duruyor. Çocuğa bakın hele, resmen "kalede kaleci varken gol atmayım mı?" havalarında. Dedim ki "valla beni buralarda görürsen selam verirsin, yoksa sana telefon numaramı vermeyeceğim." sonra bir hışımla kalktım oğlanın yanından. Hala hatırladıkça sinirden gülüyorum.

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Diyarbakır Keşifleri [Devlet Hastanesi]

Rahatına düşkün biriyim, biliyorsunuz. Haliyle yoğun tempolarda vücudum isyan ediyor.  Hem derse girip hemde akşamları hizmet içi eğitime gitmekten bitkin düşmüştüm. Üstüne üstlük günlerce süren baş ve yüz ağrımdan dolayı fena halde kendimden geçince "ehh yani!" diyerekten hastanenin yolunu tuttum. Diyarbakır'daki pek çok insan özel hastane diye tutturuyor. Bense devlet hastanesi diye. Ankara'da alıştık tabi numune, eğitim araştırma hastanelerine, garip geliyor bana öyle sıra beklemeden muayene olmak. 

Geçen çarşamba sabahı çıktım dışarı, buranın meşhur uçan dolmuşlarından hastaneler hattına bindim, devlet hastanesinin önünde indim. Sıra alma bankolarına vardığımda Diyarbakır için çok normal bana ise garip gelen bir uygulamayla karşılaştım. Kadın erkek ayrı sıralardaydı. Olabilir tabi. Açıkçası o kalabalıkta rahat hareket etmek için güzel bir uygulama gibime de geldi hani. Artık bilmiyorum başka bir sebebi var mı? Neyse sıra bana geldi. SONUNDA! Bankodaki adam dalgacının teki, benim etrafa garip garip bakmamı fark etmiş olacak ki "İlk defa mı geliyorsunuz, ne kadar kalabalık değil mi?" dedi. Ay, kendimi resmen hanım evladı, lüks hastanelerden çıkmayan bir tip gibi hissettim. Durur muyum bende, serde erkeklik var. Hemen "Yo Ankara'daki hastaneler de böyle kalabalık." diye lafı yapıştırıverdim. Bende devlet hastanesi çocuğuyum kardeşim, Allah allah ya. Ama adam yılışmaya devam ediyordu. KBB'den sıra alıyorken "gözden de sıra alabilir miyim?" diye sordum. Adam hastaneyi babasının malı olduğuna kalben öyle inanmış olacak ki "Normalde vermiyorum ama senin için bu seferlik verelim." demez mi? Dedim "kızım kaç kaç, bir daha da bu hastaneye geldiğinde o adamın bulunduğu bankodan sıra alma."

Galiba hastaneleri seviyorum ben. Artık bunu kendime itiraf etsem iyi olacak Daha doğrusu karıncalar gibi oradan oraya ivedilikle hareket eden insanları, yavaşca yürüyen yaşlıları, sırtlarında gereksiz havalarını taşıyan hemşireleri, bazı mütevazı, çokça da bedenleriyle "onca sene ben bu bölümü okudum, asistan, uzman oldum" diyen doktorları, üniforma giyince tüm enerjilerini makyajla gözlerini ortaya çıkartmaya yemin etmiş sekreterleri daha kimler kimleri. Tarafsız bir gözle bakınca öyle eğlendiriyor ki, anlatamam. 

Misal gözlüğümün ölçümünün yapıldığı odadaki kadının telefonda tesisatçısına "Bir daha sizi çağırmayacağım. Oyalıyorsunuz." tarzında atarlanması ve beni beklettiği için sessizce pardon diye göz kırpmasını izlerken içe doğru kahkaha nasıl oluyormuş tam anlamıyla yaşadım. Bu arada kafa karışıklığından olacak yanlışlıkla göz tansiyonumu da ölçtü. 13/14. Oldukça normal gözlerim varmış.

Kulak burun boğaz doktoruysa amerikan filmlerindeki bilgisayar manyağı tiplere benziyordu. Kilolu, gözlüklü, kıvırcık hafif uzamış saçlıydı.Ayrıca da film karesini tam yansıtmak istercesine gri family guy tişörtü ve salaş bir kot giyiyordu. Doktor işte bu haliyle boğazımı ve burnumu kontrol edip Sinüzit olma ihtimalim dolayısıyla beni tomografi çekimine yolladı. Sonuçları yarın alabilecekmişim. Gittim doktorun yanına tekrar "yarın çalışıyorum. Siz kaça kadar hastanede olacaksınız" dedim. Söylemez mi biraz bekleyin sisteme düşmüş olacaktır. Bakarız bilgisayardan." diye. Var ya işimin çabuk bitmesi sevinciyle heyecanlanırken bir yandan da "madem bu şekilde de işler yürüyor, neden insanları günlerce uğraştırıyorsunuz o zaman" diye sinirlenmekten kendimi alamadım. Neyse sol gözün arkasından enseye kadar sinüsler doluymuş. Göz ağrısı da yaparmış ki ben göz ağrımın nedenini tamamen gözlük takmamaya bağlıyordum. 

Ve böylece saat sekiz buçukta geldiğim hastanede on iki de işim bitti. Gene bir sürü ilaç sahibi oldum. İlaçların yan etkisine gelince bir hayli düşündürücü. Ağrı kesicinin yan etkilerinde baş ağrısı yapabilir yazarken, burun spreyinde burun kanaması normal görünen bir yan etki yazıyordu. Sormayın bir ara da bir ilaç yüzünden az kaldı depresyona giriyordum. Meğer o da o ilacın yan etkisiymiş. Neyse bakacağız artık.