Her şeyden korkarmışım. Babam yanımda birisine bağırsın, benim kalbim güm güm eder, kendimi koltuğun arkasına atarmışım. Biraz da ürkekmişim anlaşılan. Birisi masaya sertçe vursun olduğum yerde zıplarmışım.
O zamandan belliymişim demek ki, sürekli evden çıkar uzak mahallelerdeki arkadaşlarımın evine gider akşam kadar dönmezmişim. Babaannem bağıra bağıra beni sokaklarda ararmış.Nohut yemeği yemezdim. Bir misafirlikte nohut yemeğinden çıkan kemikli etten tiksinince olmuş bu. Çok zor alıştım tekrar yemeğe. Ama hala aram iyi değildir.
Solakmışım ama zorla sağ elime kalem aldırıldığından beridir sağlak sayılırım. Ama yazım hala çok çirkin.
Çok dik başlı, inatçı ve kıskançmışım. Sırf bu yüzden o yumuşak huylu annemin dayağını kardeşlerim arasında sadece ben yedim desem yeridir.
İnatla annemden hep beni uyumsuz giydirmesini istermişim. Bir fotoğrafım var. Beyaz bermuda gömlek takım. Altına siyah çorap ve kırmızı ayakkabılar. Bir de dünyanın en şık kızıymışım gibi bir poz verişim var, dayanılmaz. (Yırtıp atacağım da anne engeline takılıyoruz işte.)
Sürekli soru sorar insanları bunaltırdım. Sonra bir gün annem "Kızım sorup durma, dinle öğren." dedi. O gün bu gündür sürekli insanları dinliyorum. Anlayacağınız sağımda solumda konuşan herkes dikkatimi çekiyor. Ev hanımı olsam apartman teyzelerine dönüşürüm herhalde.
Ali baba ve kırk haramileri beğenmemiş değiştirip başka türlüsünü yazmaya çalışmıştım. Şimdi ne yazdım hiç hatırlamıyorum.
Ben küçükken herkes gibi çocukmuşum işte.
