Sayfalar

su dertleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
su dertleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Yurdumdan Çakal İnsan Manzaraları No: 1


Amcamın kızının düğünü için gittiğimiz Kırşehir'de nasıl susuzluktan kırılıyoruz. Tabi alışmış herkes orada çeşme suyuna ya bizim gibi hazır su içicilerinin hali nanay. Ne ayıp olmasın diye dışarıdan su alıp içebiliyor ne de çeşmeyle yıldızımız barışıyor. Kuruduk anlayacağınız. Tabi biz böyle kara kara düşünürken sular kesilmesin mi? Benim hemen gözlerde şimşekler çakmaya başladı. "Ben bakkala gidip su alayım." diye attım kendimi ortaya. Ama yani siz de anlayın canım. Olacak iş mi? Gelinin başını yapmaya eve kuaför gelmiş, bir ikram edece soğuk suyumuz bile yok(!) Bakkal da uzakmış ya olsun. Hedefe giden yolda bir kaç damla terin lafı mı olur? 

Çıktım yola, az gittim, uz gittim, dere tepe yol gittim, azıcık yolu karıştırıp geri döndüm, başka bir tepeden uz gittim ve ufukta yeşil badanalı caminin karşısındaki o bakkalı gördüm. "Hanimiş de benim bakkalım, aman da aman, gel bakalım. Nasıl şirin, nasıl munis şeysin sen öyle." diyerek daldım bakkala. Aman allahım bulaşık deterjanlarının sıra sıra dizildiği sevimli reyonun hemen aşağısında, yerde beş litrelik kaynak suları durmuyor mu? Yavaş ve emin adımlarla hedefime doğru ilerledim. Suları incelemeye başladım. İki farklı marka vardı. Birinin ne olduğunu bilmiyordum. Herhalde Kırşehir yöresinden çıkan kaynak suyu olmalıydı. Ona bulaşmadım. "Şimdi içimini bilmediğim suyu alıp da çeşme suyunu aramayalım." dedim kendi kendime. Daha bilindik markaya, "Saka Su" ya yöneldim. "Gel bakayım annene" dedim, aldım elime şişeyi, parasını ödeyip çıktım. Tekrar yola koyuldum. 

Yürürken "Aman pek bir ağırmış. Bir buçuk litreliklerden iki tane mi alsaydım yoksa." diye soluklanmak için durdum. Gerçi hala suyumun güzelliğinden, tatlılığından vazgeçmiş değildim. Ama bir terslik var gibiydi. Böyle tarifi imkansız bir huzursuzluk. Kapak ne tuhaf demeye de o ara başladım zaten. "Manyak lan bunlar, insan kapağa kendi markasını koyar 'Damla' değil." diyordum ki ampul yanıverdi.  Leynnnn... diyerekten okkalı bir küfür savurdum. Çömelip şieşeyi iyice incelemeye başladım. Tutma yeri mavi değil turuncuydu mesela. Zihnimde tarama yapmaya başladım. Turuncu turuncu turuncu... Ana! Bu Seğmenler marka suyun rengi değil mi? Sonra kapağı çevirmek aklıma geldi. Peehh, emniyet şeridi falan hak getire. Allahım yarabbim nasıl kan sıçradı beynime. Şerefsiz bakkala bak hele. Biz terkos suyu içemediğimizden kaynak suyu alıyoruz, adam bize çeşme suyunu kakalıyor. Artık evde su bekleyenleri falan unuttum doğru bakkala gittim. "Amca!" dedim sinirli sinirli "ne bu?" Adam ya anlamadı ya da anlamamazlığa yattı. Tekrar ettim lafımı. Ardından da şişeyi gösterdim. Açıklamasını istedim. Yahu olaya bak. Şişe saka, kapak damla, sap seğmenler. Bakkal, pişkin, sanki yaptığı çok normalmiş gibi  "He, o mu- dedi- Yengen evden doldurmuştu, oraya mı karışmış?" Ulan bakkal! Ulan bakkal! "Ben bunu değiştireceğim." dedim sinirli sinirli artık. Sonra gittim şişeleri tek tek inceledim. Kapağı en emniyet şeritli olduğuna kanaat getirdiğim, az önce beğenmediğim yöresel kaynak suyunu alıp çıktım. 

Tabi evdeki insanların beni ne şekilde beklediğinden hiç bahsetmeyim bile.

31 Ağustos 2010 Salı

Medyaya Güvenimi Kaybettim: Hükümsüzdür

Bu ülkede medya kadar en doğruyu en yanlış, en yanlışı en doğru gösterecek kadar büyük bir güç yok gerçekten.

Ağustos ayının başları yıl 2007. Küresel ısınmadan dolayı Ankara'da büyük çaplı su kesintileri olmakta. 2 gün sular kesiliyor, bir gün akıyor. Televizyonda neredeyse sadece susuzlukla alakalı haberler dönmekte. Yalnız haberlere bakarsanız biz Ankaralılar susuzluktan dolayı pisliğin içinde debelenmekte, susuzluktan imanımız gevremekte ve bu arada belediyeler fıskiyelerden insafsızca sürekli su akıtmaktadır. Yahu akşam bunları dinleyince benim bile inanasım geliyordu onlara. Durumumuzu bu kadar acite edebilirlerdi ancak. Fakat durup şöyle bir kendime bakıyordum. pis miyim? Yoo, yine banyomu, tas tas su dökerekte, olsa yapabiliyorum. susuz muyum? Yoo buzdolabı çeşme akarken biriktirdiğimiz sularla dolu. Fıskiyelerde israf mı yapıyorlar? Yoo, bunca zamandır onların devir daim sularıyla çalıştığını cümle alem bilmiyor mu sanki? Hem her seferinde yeni su aksaydı o süs havuzların suları iğrenç, yeşil, yapışkan haline gelir miydi, tertemiz olurdu. 

Pekala Demetevler yakınında tesisat borularının patlamasından dolayı 15 gün suların gelmemesi olayında belediye işçilerinin dikkatsizliği yatmıyor muydu? Bunu taa hükümete kadar götürmeye ne gerek vardı? Ya şuna ne demeli. Her röportaj yaptıkları vatandaş Melih Gökçek'e ceza vermek için sular geldiğinde, çeşmelerini günlerce hiç kapatmayacaklarını söylemelerine ne buyurursunuz. Bir kanal, iki kanal değil neredeyse hepsi aynı şekilde konuşuyordu röportajlarda. Şimdi bunlara seçmece demezsin de ne dersin? "Be hey salak, barajlar olmuş bir kuru çöl. Sen kime ceza vermek için ne yapıyorsun? Suyu israf ediyor diye devir daimli fıskiyelere kızarken, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu." 

Melih Gökçek'e kız tamam. Dikmen vadisini yaparken yıktığı gecekondular için kız, ne bileyim suyu israf etmeden kullan derken verdiği abuk tavsiyeler için kız. (Ama o tavsiyeler hakkaten absürttü.) neden yağmur yağmadığı için kızıyorsun, gelsin su ben ona yapacağımı bilirim diye konuşuyorsun. Anlamıyorum, hakkaten anlamıyorum. 

Bir kere o susuz haberleri dinlerken aşağılık kompleksine girdim resmen. Sen nasıl bizi aşağılarsın medya. Nasıl bize pis dersin ve konuşturduğun üç beş seçme Ankara'lıyla nasıl tüm şehri akılsız, kime niçin sinirleneceğini bilmeyen, nasıl eleştireceğini anlamayan aptal gibi gösterirsin.

Kızılırmaktan gelecek su için ise o kadar çok fırtına kopmuştu ki anlatamam. Suyun tadı kötüymüş, sertmiş falanmış filanmış. Oldu efendim su gelmesin biz susuz yaşayalım, yemeğimizi pişirmeyelim, banyomuzu yapamayalım, aman suyun tadı bozulmasın. Bu arada sen medya parana para kat. 

Evet bu olaydan sonra zaten sürekli şüpheye düştüğüm medyadan iyice soğudum, ona inancımı kaybettim.