Sayfalar

mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2011 Cumartesi

Ve Kitap gibi Kız Sonunda Mim Yazısını Yazar.

Uzun süredir yazmıyordum sağolsun üç arkadaş beni mimlemiş. sparrow, adamın biri ve çiğdem. 

Hakkımda yedi tane gerçeği yazmam gerekiyormuş. Ufuu açılım yapacağız desenize. Hadi başlayalım o zaman.

1. Manyak gibi kendi burcumu okuyup kendimle gurur duyarım. "Vay anasını biz akrepler ne tuhaf yaratıklarmışız" diye haz üstüne haz alırım. He, yapıyorum bunları da ne alaka yani. Galiba ben beni bana anlatan şeyler bağımlısıyım.

2. Madem burçlar konusuna girdik, bir de deli gibi dünlük (Evet, günlük değil dünlük) burç yorumlarımı okurum. Bakalım beni iyi tahmin edebilmişler mi? Şimdiye kadar msn'deki yasemin boranla twitburc tahmin konusunda başa baş gidiyorlar. Ama gene de kimse yüzde yüz bir başarı sağlayamadı. Bakalım yeni yılda onlardan daha iyi bir performans bekliyorum.

3. Yaz, kış, hafta içi, hafta sonu sürekli saat sabah 6 olmadan uyanıyorum. Bu benim için güzel bir şey tabi de zaman zaman eve gelen misafirler için kötü oluyor. Sabahları gürültücü insanım zira.

4. Bundan yaklaşık 6 sene evvel Hacettepe'de okurken bana "kaygı bozukluğu" teşhisi konmuştu. İlaç, terapi derken geçti gitti. Ancak bu bozukluğun yerini "görünürde gamsızlık sendromu" aldı. Misal hayatımda pek çok insana travma yaşatacak derecede büyük şeyler olduğunda (sevgili terketmesi, trafik kazası, aileden birinin ölmesi, ıssız yollarda bir başına kalmak vs.) hemen durup "Bak, sen sana lazımsın, hemen aklını topla, ne yapabileceğini hesapla ve bu durumdan bir an önce kurtul." deyip kendimi kontrol altında tutuyor ve dibe batmamaya çalışıyorum. Ve doğrusu şimdiye kadar da hiç başarısızlığa uğramadım. Yalnız bu yaptıklarımın bir yan etkisi de açığa çıkmadı değil. "Gamsız" yaftası yemek. "Gamsız ya, hiç bir şey için üzülmüyor." Ya da "Onun o 'amaan' derken ki omuz silkmesi yok mu?" gibi cümleler benim için en çok söylenenler arasında top10.
En çok da erkekler şoka giriyor yalnız. Terk edildiğinde ya da reddedildiğinde üzülmeyen bir kız.
Üzgünüm aklımın yerinde ve kaygılarımın makul seviyede olması yaşadığım her şeyden çok daha önemli.

5. Sigara içmiyorum. Hatta kadın olsun, erkek olsun, sigara içmeyen insanları kutluyor ve kutsuyorum. Ama yine de sigara içmeyen bir erkek bana uzayın hangi kara deliğinden geldiği belli olmayan garip bir yaratıkmış gibi geliyor. O kadar çok sigara içen erkekli bir aileye sahibim ki sigara içmeyen değil sigara içen erkekler normal geliyor bana.

6. Resmi olamıyorum. Laubali bir yapım var. Ancak buna rağmen karşıdaki hakaret çizgisini aşarsa tak diye "portakal orda kal!" diyorum. İnsanlar beklemedikleri için küsüyorlar. (Bu arada küsenlerin peşinden nadir koşarım. Çok da tınn.)

7. Yalnızlığı seven bir insanım. Fakat farkettim ki "ben yalnız kalmak istemeliyim ama insanlar beni yalnız bırakmamalı." (Tercümesi: Off, bu zamana kadar yalnız kalmayı seven bir insanım ben diyordum ya sosyal bir insanmışım ben allah kahretsin.)

şimdi mimlediğim kişilere geçiyorum efendim, arz ederim.


Not: Reklam alacağım lan artık bloga. Akmasa da damlar :)

1 Mayıs 2011 Pazar

Yalancı Rivayetçiler

Uykucu kız beni mimlemiş. Konusuysa blog açma hikayemiz.

Aslında doğrudan hikayemi anlatmak isterdim size ama bir kaç tane rivayetçi ille de biz anlatacağız diye tutturdular. Aman ne yapayım, siz de kusura bakmayın, ilk önce onları dinleyin bari. 


Birinci rivayet: Sıcak çok sıcak bir yaz gecesiydi. Daha henüz "Kitap Gibi Kız" nickini almamış olan bu kız kara kara düşünmekteydi. Yaş gelmiş bilmem kaça, etraftaki tüm kızlar evleniyor. Bizimkiyse anca kitap okusun, başkalarının düğünlerine gelen misafirlerle ilgilensin, sıkıntıdan şişsin. Tabi her balonun bir esneme sınırı olduğu gibi kitap gibi kızın da sabrının bir sınırı vardı ve şişti şişti sonunda patladı. Patlarken de bari etinden sütünden yararlanayım deyip bu blogu açtı. 


İkinci rivayet: Ey cemaati müslimin sakın ola şu yukarıda anlatılan saçmalıklara itibar etmeyiniz. Kitap gibi kız çok rabıtalı, kendi halinde, hanim hanımcık bir kızceyizdir. Blog açmasının tek sebebiyse Dr jeykıl Mr. Hide gibi ruhunun iyiliyle kötülüğünü ayırmak içindur ki bu da elinde patlamış, kötü taraf onu ele geçirmiştir. Şu anda blogun ona emrettiklerini yapmakla meşguldür. Bu durumundan da çok muzdarip olduğundan kendini "Liberal, biraz kilolu(!), kapalı, fazla kitap okuyup her konuda kimseyi sıkmadan(!) ahkam kesen, bir de çok güzel bamya yiyen pardon pişiren biri" olarak tarif edip onu bu kötü ruhtan çekip kurtaracak pek rabıtalı bir eş aramaktadır.

Üçüncü rivayet: Ulan bu yukarıdaki rivayetçiler ne şerefsiz ne ahlaksız insanlarmış be! Kızın adını çıkaracaklar şerefsizim. Kız buraya içini dökmek, rahatlamak, dalga geçmek için gelmiş. Bunlar da yok düğünmüş, kocaymış, kötü ruh ele geçirmiş, bilmemneymiş konuşup duruyorlar. Hele şu ikinci rivayetciye ne demeli. Pislik herif utanmadan kıza bir de şişko demiş. Balık etli diyeceksin anladın mı? Anan sana eğitim vermemdi mi, ha! Ayrıca sen eğil de kendi göbek yağlarına bak be! 

Dördüncü rivayet: Tüü ireziller, edepsiz kepazeler. Siz de hiç mi utanma arlanma yok, kulakları ayaklarında çıkasice, mendeburlar sizi. Bir kere bu kitap gibi kızceğizim beni çok sever, hiç sözümden dışarı çıkmaz. Geldi geçenlerde bu yanıma. Ağlaya ağlaya "Hasibe teyzeciğim, çok mutsuzum. Kimse dinlemiyor beni." diye anlattı bana. Ben de "Oy kaşına gözüne gurban olduğum gızım. Onca okuduğun gitaplar boşa mı gitsin. Aç bir blog neyin. Yaz yaz da içi dök ferahla biraz." dedim. Gözünün çapağını yidiğim gızım beni hiç kırar mı? Açtı bir blog. Ooohh rahatlayıverdi gızceğiz.

Üçüncü rivayet: Ulan kim soktu bu hasibe karısını be! Karının attığı yalanlardan yol yapsan aya gider, şerefsizim.

Dördüncü rivayet: Bana bak üçüncü müsün nesin? Yalancı diye senin üküz babana dirler. Arlanmaz utanmaz seni!

İkinci rivayet: Ey cemaati müslümün yapmayın etmeyin. Kavga, küfür günahtır! Kitap gibi kız koca için burdadır. 
.......
...........
..........
...........
.........

Kitap Gibi Kız: Valla kavga bu şekilde devam etti, gitti. Ben ayıramadım onları. Zaten ne de meraklılarmış benim blog açma hikayemi anlatmaya. Neyse en iyisi ben anlatayım da daha fazla kafanız karışmasın.

Yaz düğünleri benim korkulu rüyamdır. Daha doğrusu yakın akraba düğünleri. İnsanın tatil olarak bir yazı var zaten. Onu da evde pinekleyerek, kitap okuyarak, sokaklarda avare avare dolaşarak gezmek istiyor. Ee, düğün zamanı bunların hiç birini yapamıyorsun.
Gördüğünüz gibi rahatını düşünen kocaman bir bencilim. Haliyle sıkıntıdan içimi dökmek için çeşitli arayışlara girdiğimde aklıma blog açma fikri geldi. İyi ki de geldi.

15 Mart 2011 Salı

Sordular cevapladım- Mim içerir

Sevgili kitap Cadısı beni mimlemiş. Şöyle ki bazı sorular sormuş ve cevaplamam gerekiyor. Şimdi sorular gelsin lütfen.

Hayalinizdeki meslek nedir?
Hayalimdeki meslek bu aralar kule vinç oparatörlüğü. Öyle makinelerle falan işim olmaz da benimkisi onlara karşı romantik bir sevecenlik.

Kışın sürmeyi en sevdiğiniz parfüm nedir?  
Parfüm değil de Johnsons Baby kolonyasının oceans'ını seviyorum ben.  

Çay mı kahve mi? Kaç şekerli? Sütlü/Sütsüz?
İyi bir çaydanlıkta kıvamında demlenmişse ve "çay veya kahveden birini seç." diyorlarsa çay derim. Zira biliyorum ki böylesini bulmak benim şartlarımda oldukça zor.  
Çay: Demli, şekersiz.
Kahve: Türk kahvesiyse sütsüz, sade. Filtre kahveyse sütlü, şekersiz. (Guatemala kahvesi tercihim.) Kapiçino, ekspresso, amerikano, latte, mocha gibi kahveleri sevmiyorum. Zira her şu kahve çok güzel diyen için tek tek tattım ve anında onlardan vazgeçtim. Kahve dediğin ya köpüklü ya demlenmiş olacak.

En en en önemli makyaj hileniz?
Ay öyle saçma sapan hilelerim var ki anlatmasam daha iyi. (Pas!)   

Tam şu an kucağınıza bir cin düşseydi ve 3 dilek hakkınız olduğunu söyleseydi, ne dilerdiniz?
- Türkiye turunu gerçekleştirmeme yardım eder misin? (Öyle! Cinlerimle kibar konuşurum ben.)
- Türkiye turumu gerçekleştirirken parasal sıkıntı çektirme.
- Babaannem "Unutma Beni" dizisini unutsun. Öyle bir dizi yokmuş asla var olmamış gibi davransın.
Not: Eğer bu dileğimi gerçekleştiremezsen dizinin adını "İlkay'ın burnu" olarak da değiştirebilirsin. (Merak edenler netten dizideki ilkay'ın burnunu google görsellerden baksın.)

Kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği veya tatlı. Bu öğünlerden ömrünüz boyunca yalnızca bir
 tanesini seçmek zorunda kalsaydınız, hangisi olurdu?   
Öğlen yemeği tabiki. Tek öğün felaketini en katlanılabilir kılan şey öğle yemeği olurdu herhalde.

Eğer Hello Kitty olsaydınız, kurdelanız ne renk olurdu?  
Mor tabiki :)

Eğer ömrünüz boyunca yalnızca bir tane takı takma seçeneğiniz olsaydı, bu ne olurdu? 
Yüzük, yüzük, yüzük! 

Sahip olmak istediğiniz yetenek nedir? 
Telapati kurabilmek isterdim.

Bitince almaya devam edeceğiniz kozmetik ürünü?
Cilt temizleme ürünleri. Rimel ve siyah göz kalemi.  

Neden blog tutmaya başladınız?
Yaz düğünlerinin verdiği felaket psikolojiyi bir an önce atlatabilmek için. ( Ve şu işe bakın ki, işe yaradı.)

Eğer geleceği görme şansınız olsaydı, görmek ister miydiniz? Evetse, tam olarak neyi görmek isterdiniz?
Asla görmek istemezdim. Başını sonunu bildiğin bir şeyden ne derece zevk duyabilir ne derece heyecanlanabilirsin ki?

Gizli ünlü aşkınız kim? (Fotoğraf koyun!)
Gizimiz mizimiz kalmadı yeminle var ya. Peki tamam söylüyorum. "Aamir Khan" "Dünyanın küçük yıldızları" filminde bayılmıştım bu adama.

14 Kasım 2010 Pazar

Garibim Garipsin garip..


ilnevyA beni mimlemiş. Konusu da "Garip alışkanlıklarınız ve yapamadıklarınız"
İtiraf etmeliyim bu mimi sağda solda her gördüğümde acaba bana ne zaman gelecek diye hasretle bekliyordum. Zira konusu çok hoşuma gidiyordu. Şimdi gelelim garip alışkanlıklarıma.

- Çiğ kırmızı et, tavuk ve balığın tadına bayılıyorum fakat sırf sağlık kaygısıyla bu hislerime gem vuruyorum. (Bkz: Karnınızda kurt yapar.)

- Çiğ demişken yeşil fasülye hariç hemen hemen her sebzeyi de çiğ yemeye bayılıyorum. (Çiğ patates favorim.) Eh, bu diğerine göre daha makul bir gariplik. Bununla birlikte pişmeden yersem yemek yapacak hiç malzeme kalmadığı için yine bu hislerime gem vuruyorum.

- Diş macununu sırf dibinden sıkanlara inat ortasından sıkmaya alıştım, bırakamıyorum.

- Nescafe'yi ikisi bir arada olarak içiyorsam üzerine fazladan kahve döküyorum. Zira kahvesi yoğun olmayınca susağı susağı oluyor tadı, bulaşık suyu gibi.

- Bir ara yanımda pipet taşıyordum. Sırf yolda yürürken daha rahat meyveli maden suyu içebileyim diye.

- Yolda kitap okuyarak yürümeyi çok seviyorum. Hatta bir keresinde direğe çarptığım halde.

- Siyahla mor mürekkebi karıştırarak elde ettiğim özel renkle yazıyordum bir aralar. Şimdiyse derste bile bilgisayarda not tutacak kadar takıntılı bir şekilde bilgisayarda yazıyorum. Herhalde bu da geçer, bakarsınız yeşil mürekkeple yazmaya başlamışım.

- Son dönem çıkan türkçe şarkıları hep yurtta sabah kahvaltısı yaparken dinlediğim için ne zaman onlardan birini duysam ağzımda haşlanmış yumurta tadını hissediyorum.

- Okuduğum kitaplar benimse onları hırpalarım, altını çizerim yani eskimesinden marazi bir haz duyarım. Hatta kitabın eğer beğenmediğim, beni rahatsız eden sayfaları varsa o kısımları yırtmaktan, kesmekten hiç rahatsız olmam. Sonuçta satın aldım ve benim oldu, kitap benim için var, bana hizmet etmek için var. Eğer yenisine ihtiyaç varsa gider tekrar satın alırım olur biter. (Nadir bulunan kitaplar hariç.)

- Birine bir kitap ödünç verdiysem dediğim aynen şöyle olur. Yırtmadıkça, altlarını çıkmayan kalemle çizmedikçe (Kendi kitaplarımı ben çizmek isterim zira.) yazıları okunmayacak kadar deforme olmadıkça istediğin muamelede bulunabilirsin.

- Küçükken çok patavatsızdım bu yüzden zaman zaman beni sinir edenlerin yanında bu bahaneyi kullanıp bilinçli patavatsızlıklar yapıyorum. Sırf rahatsız olsun, ne yaptığını fark etsin diye. Eh, biraz da manevi tatmin.

- İstemsiz bir şekilde çevremde düzenli bilgi akışı sağlayan insanların bilgilerini beynimde arşivliyorum. Bu özelliğime sinir oluyorum. Durup dururken insanların hatalarını yakalıyorum zira. Gereksiz yere moralim bozuluyor.

- Çoğu kişinin aksine Coca cola'nın tadından hoşlanmıyorum. (Sanki içinde sakarin varmış gibi bir tadı var bence.)  Pepsi'le cola turka daha güzel geliyor. Hatta aslında meyveli maden suyu çok daha güzel.

- Yatarken uykum gelmiyorsa bu aralar kendi kendime hikaye anlatıyorum. Fakat nedense sabah kalktığımda hiç birşey hatırlamıyorum.

- Bedava olan şeylere dayanamıyorum. Sokakta dağıtılan eşantiyonları mutlaka alırım mesela.

- Çatal bıçakla yiyorsam bıçağı mutlaka sol elimle tutarım. Solağım n'apayım. Adabı muaşerete uyacağım diye kendimi kasmama gerek yok.

- Süslü defterlere asla yazı yazamam. Defter hediye edenlere sinir olurum bu yüzden. (Yazım çok çirkin zira.)

- Sabah uykum bir türlü açılmıyorsa kitap okurum ama kitap sürükleyiciyse bu sefer de kitabı bırakamamaktan dolayı okula geç kaldığım çok olmuştur.

- Seminerde, konferansta, derste beylik laflar edeceğim diye konuşmaya çalışıp da gülünç duruma düşenler hiç acımam. Yüzlerine yüzlerine gülerim.

- Ayağımda çorabım veya terliğim yoksa zemine topuklarımı basamam, istemsizce parmak uçlarımda yürürüm.

- Eğer canım çok çok  çok sıkkınsa ve hiç birşey geçiremiyorsa kütüphaneye gidip eski tercüman gazetesini okuyorum. (Neden bilmem ama çok rahatlatıyor.)

- Yağmurdan sonra çıkan salgangozları ezmemek için sekerek, dikkatli dikkatli yürürüm.

- Salepi tarçınsız, balığı limonsuz, ıspanağı yoğurtsuz, çayı, kahveyi şekersiz, ızgara eti tuzsuz seviyorum.

   Düşündüm düşündüm aklıma bu kadar geldi.

Yapamadıklarıma gelince

- hata tüm türkiye'yi gezemedim.

- Hala evde profiterol pişiremiyorum.

- Küçükken büyüyünce bir sürü lego alıp kendime kocaman oyuncak ev yapacağım derdim, hala yapamadım.

- Hala bırakın burnumu deldirmeyi kulağıma ikinci deliği deldirme cesaretini bile bulamadım.

- Alacakaranlık filminin ikincisini hala izlemedim.

Yapamadıklarım da bu kadar aklıma geldi.

Şimdi ben de şu insanları mimliyorum, arz ederim.

Öncelikle kız kardeşimi mimliyorum. Ee, aileye o kadar kıyak olsun değil mi? Limon çiçeği

sonra SmG
Atlas akın
kalbiyasakli

9 Kasım 2010 Salı

MiM No: 2 :))

Bir mim için ön hazırlık yapılır mı? Harbi harbi bu sefer yaptım. 

Rengarenk beni hem mimlemiş hem de ödüllendirmiş. Kendisine teşekkür ederim.

Mimin konusuna geçersek;

"Yaşadığımız tüm sıkıntıları geride bırakıp, sevmediğimiz insanlardan, yapmaktan daral gelen işlerden uzağa bir tatile gidiyoruz. Bizi yolcu etmeye gelmiş üstelik gıcık olduğumuz herkes. Alayına çalımlı bir bakış fırlatıp arabamıza bindikten sonra, geride kalanları çatlatırcasına müziğin sesini sonuna kadar açıp, tozu dumana katarak oradan uzaklaşıyoruz. Şimdi sizden istediğim, mimlediğim herkes bindiği arabanın resmini ve son ses açtığı şarkının adını, sözlerinden bir bölümü ve söyleyen solistin resmini yayınlayacak." şeklinde.

Hmm... doğrusunu söylemek gerekirse aklıma binmeye can atacağım hiç bir araba markası gelmiyor. Yahu araba arabadır işte. Ne bileyim ayağını yerden kessin, seni istediğin yere götürsün yeter. Zaten ehliyetim yok ve almayı da düşünmüyorum. Neyse şimdi kendime seçtiğim arabaya geçelim. Aslında tam olarak bir araba sayılmaz, traktörle su motoru karışımı birşey. Bu işte.

Araba kullanmayı bilmediğim için şöförüyle beraber resmini koydum. Adı "Pat Pat" Isparta'ya gittiğimde binmiştim. Su motorunun traktöre çevrilmiş hali. Oldukça tehlikeli bir araç olmasına rağmen kasasında üzüm bağına giderken oldukça eğlenmiştim. Bu araçla fazla da uzağa gidilmez değil mi? N'apalım elimde bu var, idare ederiz artık.

Ah bir de müzik seçmem gerekiyor değil mi? Nasıl yapacağız acaba. Bu arabanın müzik dinlemekle alakalı hiç bir aparatı yok. Tek müzik "pat-pat-pat-pat-pat-pat..." Ama kasanın içinde otururken herhalde "Hey onbeşli, onbeşli, tokat yolları taşlı, onbeşliler geliyor, yarimin gözü yaşlı..." türküsünü söylerdim galiba.

.........

Evet söz sizde

francesca mckennitt
A&H
Şirvan
iLhan
Maya

22 Ekim 2010 Cuma

Masaüstüm

Etrafta dolaşan bir mim var bu aralar. Masaüstü caps'ini yayınlıyormuşsun. Bu mim bana gelmedi ama kusura bakmayın bu sefer mimin gelmesini beklemeden üstüme alınıyorum. Zira çok eğlenceli görünüyor.


Masaüstü resmi olarak ana durakların bazılarını gösteren demir yolları haritasını kulanıyorum. N'apayım her lazım olduğunda neredeydi bu resim diye aramaktan çok sıkıldım. Ayrıca bu vesileyle 10 yılda demir ağlarla ülkemizin bir kısmını ördükten çok sonra bile hala doğru düzgün bir ilmek bile atmamış olduğumuza dikkatinizi çekerim. Hoş olan her hat da işlemiyor ya. Mesela 7. bölgenin artık bir hattı yok. Ayrıca Zonguldak'a da Ankara'dan bir tren gitmiyor artık. Puff!

Kenarda görünen torrent simgesine de çok aldırmayın. Aslında onu sadece kablosuz ağı daha iyi çeksin diye açıyorum. Zira düzenli veri akışı olmadığında ağım kopup duruyor, sinir oluyorum.

Son olarak ücretsiz yazılım hastası biri olarak microsoft office kullanmaktansa openofficeyi, photoshop kullanmaktansa photofiltre (basit bir program olsa da bana yetiyor.) kullanmayı tercih ediyorum. Hem bunlar bilgisayarı da kasmıyor. Zaten şuncacık 10inç'lik netbook'um var.

18 Ekim 2010 Pazartesi

RezilLiklerim ve MiM

"Bir gün içinde sevdiklerimiz için yaptığımız şeylerin neler olduğu"yla alakalı bir  konuyla Pixilated Bitch beni mimlemiş.  

İtiraf edeyim etrafta insanlar sürekli birbirini mimlerken bir hüzün kaplardı içimi. "Beni de mimleyen olacak mı acaba? Uzaktan çok mu ukala gözüküyorum da ondan mı mimlemiyorlar beni." gibi aptalca düşüncelere bile kapılıyordum ki sonunda birisi, sağ olsun, bu salakça iç konuşmalarımı duymuş da mimlemiş beni.

Şimdi yaptığım şeylere ve rezilliklerime geçeyim isterseniz.

Malum eğitim fakülteliyiz ya haliyle dersler genelde hep bizim yaptığımız sunumlarla ilerliyor. Bugünkü sunum yapan grubun da maşallah lafı sakız gibi uzatan bir elemanı vardı. Sormayın, güya sunumlar sınıfla birlikte tartışılacak, konuşmak istiyorsun bir türlü sözü bırakmıyor ki insana. Herkesin elleri havada, öyle malak gibi. Hocayı hiç sormayın zaten, böyle tartışmalar söz konusu olduğunda zevkten dört köşe kadın. Aman, işte tartışma mevzu "sınıf öğretmenleri anasınıfı öğretmenlerinden ne ister?" gibi bir konu. Kimisi diyor ki "ben istediğim gibi çocuğu serbest yetiştiririm, ertesi seneki öğretmen oryantasyonda çocuğa istediği esnekliği sağlamak zorunda.", kimisi "hayır masada oturtmayı öğretmeliyiz, o zaman suç bizde olur." diyor, kimse lafından dönmüyor. Bir de anlamıyorum bu kızları, insanlar her seferinde aynı düşünceleri farklı farklı ifade edip her seferinde birbirinden farksız yargılarda bulunuyorlar. Lafı uzatan kızsa cabası. En sonunda sınıf öğretmenliğinde çift ana dal yapan şirin bir kız söz alabildi de uzlaşmacı düzgün bir yargı ortaya konulabildi. Yalnız yok, kimse tatmin olmamış hala konuşmaya devam ediyor. Ben de lastik kız konuşmadan önce nasıl deli gibi elimi sallıyorum, nasıl konuşmaya çalışıyorum, bu başlarsa susmaz diye. Kız sanki benim onun hakkındaki düşüncelerimi okumuş gibi bana misilleme yaparcasına "Dur ben bir konuşmamı bitireyim, sen devam edersin." deyip duryor. Yahu diyorum "Benimki basit bir şey, kısacık neden ifade etmeme izin vermiyorsun?" Allem etti kallem etti, lafı zorla ağzıma tıkadı sonra da beni sinir küpü edene kadar uzun uzun konuştu. Bekledim bekledim ama biliyorum ki o sustuğunda artık benim söyleyeceklerimin hiç bir değeri olmayacak. hem zaten o kadar kısa bir şeydi ki diyeceğim. "Ç.A.D yapan şirin kız haklı, zira o iki tarafı da objektif olarak gözlemleyebiliyor." diyecektim. olmadı. Sözü en sonunda bana bıraktığında murdar oldu kelimeler. Dakikalar sonra benden gelen basit bir onaylama cümlesi, insanlara "Ulan, deminden beri bunun için mi yırtınıyordun." diye bir taraflarıyla gülmekten başka ne gibi etkisi olabilirdi ki. Hakkaten de uzun uzun dalga geçe geçe güldüler. Zaten ders arasında oda arkadaşıma yardım olsun diye sınıfta kızlara zorla erkek çorabı satmışım, bir de onun yüzünden bana gülüp duruyorlardı, bu da üstüne iyi cila oldu doğrusu.

Bu da ayrı bir vaka aslında. Oda arkadaşım harçlığını çıkartmak için bir sürü çorap almış satıyor, dedim ki ve "ben de sınıfta satayım senin için, yeni pazarlar lazım sana." Kız dedi ama "Elimde sadece erkek çorabı kaldı, senin sınıfında hep kızlar var, nasıl satacaksın?" İlla anlamak için görmem gerekiyormuş anlaşılan. Hakkaten de  sınıfta çorapları satmaya çalışırken bana gülmekte haklıydı kızlar. Ama olsun yine de 15 tane satabildim.

Neyse günün sonunda sakız uzatıcı kızı köşeye çekip şakayla karışık "Bak, ben söz aldım mı öyle uzun uzun konuşmam, biliyorsun. Bir daha söz istediğim de lafı uzatacağına diyeceğimi dedirt, karışmam yoksa." dedim. 
Bakalım daha diğer derslerin sunumu var, inşaallah sözümü tutar.

.............

Anlayacağınız bugün sevdiğim iki arkadaşım için bir şeyler yapacağım diye iyice rezil oldum sınıfta. 

Ve şimdi ben kimleri mimliyorum onlara geçelim.



Not: Yazıyı pek düzeltme şansım olmadı. Bu seferlik idare edin artık.