Sayfalar

tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2016 Pazar

Yüzmeyi Öğrendim de, Gerisi...

Uzun zamandır yazmadım. Gene! Kendime resmen yazmak için bir disiplin şiddeti uygulamam gerek. Dayak mı atsam, çimdirsem mi bilemiyorum şimdi. Halbuki yazacak o kadar çok şey var ki.

Misal yazmadığım o dönemden beri kendimi gerçekleştirmekle meşgulüm. Ya da geliştirmek mi demeliydim, yine bilemiyorum. Neyse yüzme kursuna gittim. Parası neyse bastırıp özel ders aldım. Şimdi eh, çata pat yüzüyorum. Nefes alış verişlerde hala zorlanıyor olsam da o bi ton aidat verdiğim sitenin havuzunu kullanabiliyorum artık. Ama hala herkes bana bakıyor gibi geliyor. Sanki "bak bak, ne kötü yüzüyor."diyorlarmış gibi. Fakat ben yüzerken ya da güneşlenirken öyle kimsenin havuzda ne yetkin yüzdüğüne dikkat edemiyorsam başkaları da edemiyordur yani. Sonuçta kendime yüzmeyi bırakmamak için züğürt tesellisi veriyorum.
Not: Bu arada akşam saatlerinde kapalı havuz gerizekalı genç erkek sürüsü kaynıyormuş. Yaşayarak öğrenmiş bulundum. Bak, en iyisi sabah:)

Sonra pasaport aldım. Maalesef daha yeşil pasaporta 10 yılım olduğundan bordo renklidir kendileri. Akraba ziyaretleriyle karışık kısa bir avrupa turu. Maaile gidip (anne, anneanne, kardeşler) en kısa zamanda erkek kardeşimle onlardan ayrılıp Prag'da fır fır gezmeyi düşünüyoruz. Bakalım nasip. Vize için tüm aile bireylerinin sarsaklığını beklediğimizden daha başvuramadık. Sanırım vize çıkacak. Ama çıkmazsa 10 yıl boyunca gelsin vizesiz ülkeler. Japonya ya kadar yolu var yani. Her neyse, ilk defa başvuracağım için acayip stresliyim. Ya şöyle olursa, ya böyle olursa diye diye kendimi kötülerden kötü bir senaryo seçerken buluyorum. Karamsar bir yapım var benim harbi. O kadar girdiğim depresyona şaşmamak gerek.

Vel hasılı, durumlar böyle. Vize için tavsiye vermek isteyen varsa, ne güzel olur valla!

2 Temmuz 2013 Salı

Hürriyet Seyahat 10 Yaşında!


Hayal kurmaya devam! Unutulmaz yolculuklar hayalle başlar. Hürriyet Seyahat 10 yıldır, yazarlarıyla, okurlarıyla dünyayı geziyor. Farklı kültürleri, coğrafyaları sayfalarına taşıyor, seyahat hayallerini kışkırtıyor.

Alkoçlar:
Deniz ve rüzgarın eşliğinde… Alkoçlar Alaçatı
Sadece birbirinize zaman ayırabilmeniz için… Alkoçlar La Boutique
Her şey dahil konseptine "Huzur" da dahil… Alkoçlar Adakule


ETS: Hoop diye yaz geldi. En avantajlı tatil fırsatları için etstur.com

Pegasus: Pegasus’la İstikamet Yurt Dışı!
Çok uygun fiyatları ve 29 ülkelik uçuş ağıyla yurt dışına uçuşun kurallarını yeniden yazan Pegasus; isteyen herkesi yurt dışına uçuruyor.
Hemen flypgs.com’u tıklayın, siz de uçmaya başlayın!

Rixos: Rixos’un küçük misafirlerine Disney Müzikali hediye... Rixos Hotels’de yaz boyunca konaklayan çocuklar hayran oldukları ve çok sevdikleri karakterlerin yer aldığı “Disney Live! Mickey’nin Müzik Festivali”ni ücretsiz izleyecek!

Setur: Yurt dışı seyahatlerinizde alışveriş keyfi sunan Setur Duty Free mağazaları, Türkiye’de ve dünyada en özel seyahat deneyimleri için Setur Turizm, zamanı değerli olanların tercihi Setair ve 7 denizdeki eviniz Setur Marinaları ile Setur hayatın her alanında hizmetinizde...


Tatilbudur.com: TatilBudur.com’da yaz fırsatları devam ediyor. Kısa bir süre ve sınırlı sayıdaki odalar için “ %35’e varan indirim, peşin fiyatına 12 taksit ve şimdi al, 4 ay sonra ödemeye başla” fırsatlarını kaçırmayın.

Teztur: Temmuz ayına özel yurt içi otellerde %35'e varan indirimlerle tatil fırsatlarımız devam ediyor.  01-08 Temmuz tarihleri arasında min. 4 gece "Uçaklı Kıbrıs Paket Turları"mızda Otel-Havalimanı-Otel transferleri ücretsiz olarak verilmektedir. Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı "Yurt Dışı Turları"mızda avantajlı fiyat ve paket seçenekleri temmuz ayında devam ediyor. Detaylı bilgi ve rezervasyon için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz. (www.teztour.com.tr)

Touristica: Belki de yılın en güzel günleri için bir tercihte bulunurken tatilinizi tesadüflere bırakmayın. En iyi fiyatlar, en iyi yerler için Touristica her zaman yanınızda.

TURA TURİZM: Her şey dahil tatile Avrupa’da devam ediyoruz. Şeker Bayramı’nda Akdeniz kıyılarında 4 ülke 7 şehir gezerek 47 yıldır olduğu gibi "Hayat Bayram Olsun" diyoruz. 5 yıldız konforunda her şey dahil konseptinde tüm gün alacağınız içecekler, sabah-öğle-akşam yemekleriniz dahildir.

VIP TURİZM: Her tatilde VIP Turizm’den mil hediye! Tüm Miles & Smiles üyeleri VIP Turizm’den yapacakları tüm tur ve tatil alışverişlerinde hediye millerin sahibi oluyor! Miles & Smiles üyeleri THY uçuşlu yurt dışı tatil programları için ödedikleri her 100 Euro karşılığında 100 Mil, yurt içi tatil paketleri ve konaklamaları için ise her 100 TL karşılığında 60 Mil kazanıyor.


Bir bumads advertorial içeriğidir.

21 Ocak 2013 Pazartesi

Çapalı Moral


Biliyor musunuz yazın ben bir ara Kapodokya'ya gittim. Bir arkadaşımla araba kiralayarak hem de. Ve bakın şimdi size ne anlatacağım...

Kapodokya'ya vardığımzda hava henüz ışımaya başlamıştı. Hemen güzel bir izleme tepesi bulup balonların yükselişini izledik. Balona binecek kadar paramız olmayışına üzüldük fakat her şey o kadar eğlenceliydi ki içimizin sıkılmasına izin vermeden tekrar tepeden aşağı inip kahvaltı yapacak bir yer aramaya başladık. Ta ki yolun kenarında üzerindeki sinekleri bile kovmaya aciz yaşlı bir teyze bize el edene kadar. Merak edip durduk. Kadın zar zor anlaşılan kelimeleriyle "beni bağıma götürür müsünüz?" diyordu. Kabul ettik. Kahvaltı biraz gecikse ne olurdu sanki. İşaret ettiği yoldan gitmeye başladık. Yukarılara iyice yukarılara çıktık. Asfalt bitti kumlu toprak başladı, biz hala devam ediyorduk. Teyze en sonunda "Tamam burası evladım." dedi durduk. Kadının inmesine, küçük çuvalını, su bidonlarını çıkarmasına yardım edip yola koyulduk. Amacımız azıcık daha ilerleyip dar yolda dönecek bir alan oluşturmaktı ki olan oldu. Arabanın tekeri toprağa saplandı. Kurtulmaya çalıştık, iyice beter oldu. Öyle bir hal aldı ki arabanın tabanı iyice kuma batmıştı artık ve ne yaparsak yapalım kurtulacağı da yoktu. Baktık olmuyor, zaten iyice karnımız da acıktı, "Yürüye yürüye aşağı inelim, hem yardım çağırırız, hem de karnımızı doyururuz." dedik. Bir kaç yüz metre sonra tepenin aşağısında bir çöp alanının olduğunu fark ettik. İçinde de orta boy kamyonları olan 3-4 tane işçi. Hemen bağırıp çağırıp dikkatlerini çekmeye çalıştık, başardık da. Bir kaç dakika sonra yayan olarak yanımıza geldiler. Arabamızın sorununu anlayıp kamyonlarını getirmeye gittiler. Ama o da ne! Onlar gider gitmez bu ıssız, in mi cin mi belli olmayan ihtiyar teyzenin bizi getirdiği bağ yoluna iki üç dakika aralarla iki tane daha araba gelmesin mi? "Vay, demek buralar o kadar da ıssız değilmiş." dedim içimden. Hoş onlara da durumu tekrar tekrar anlatmak hiç zevkli değildi doğrusu. Zira biri diyor ki taa bir köye gidip traktör bulup, çektirecekmişiz arabımızı. Diğeriyse "Siz burada kaldınız, en iyisi aşağı inip yol yardımı çağırın." diye söyleyip moralimizi bozuyordu. Aksi gibi telefon da çekmiyordu hem. 

Ben iyice umutsuzluğa kapıldım ama belli etmiyorum. Daha doğrusu öyle sanıyordum. Meğer kendi bağında çalışmaya gelenlerden birinin karısı bunu fark etmiş. İlk önce laf atmaya başladı. "Kızım sen kimsin, adın ne, nereden geliyorsun?" diye. Ben de sormayın, öyle bir severim ki arka arkaya sorular sorulmasını(!) Tırsarım ayol. Merak ederim "Ne yapacak acaba bu kadar bilgiyi?" diye. Hemen yalanları tek tek kıvırmaya başladım. Adım Kezban, İstanbul'luyum, matematik öğretmeniyim vs. vs. Teyzenin torunu da öğretmenmiş muhabbet koyulaştı. Yani en azından onunkisi. Benim ise aklım hala arabada. Kadın pes etmedi ama. Bir kaç dakika geçtikten sonra bu sefer de "kızım şu kabakları çapalarken bana yardım et bakayım." diye rica etmez mi? "Haydaa!" dedim "Koyun can derdinde, kasap et derdinde. Biz şuradan nasıl kurtuluruz diye bakıyoruz, kadın kabakları çapalatacak avanak buldum diye seviniyor." Hiç hoşuma gitmedi doğrusu. "Ben anlamam." dedim. Arkadaşım ordan "O istanbul kızı nereden anlasın." diye destek çıktı bana. Ama yok kadın anlamıyor. Hala çapala diye ısrar edip duruyor. Birde üstüne üstlük al diye elime bir nacak tutturuverdi. La havle! Baktım olmayacak "Eh peki dedim,-kurtuluş yok ki- öğretin de yapalım." Kadın o arabanın kurtarılmasını izleyen yarım saat bilemedin kırk beş dakika boyunca bana fide ocağı ne demek, neden her ocakta bir fide bulunmalı, bu yetiştirdikleri kabakların çekirdeklerini nasıl alıyorlar, anlatıp durdu. Çapalamayı öğretti. Öyle ayağımda sandalet parmak aralarıma kumlar dola dola çapa yapıp durdum ben de. Aklımda sadece kabaklar... Ben dalmış gitmişken "Haydi! Hoop! Yaşa!" gibi sesler duydum. Arabanın olduğu yöne bir baktım, bizimki saplandığı yerden çıkmış. Nasıl sevindim, nasıl sevindim anlatamam. Çapayı hızlıca yere bıraktım, az kaldı kadınla, oradaki insanlarla vedalaşmayı unutuyordum hatta. Neyse herkesle tek tek vedalaştık. Bizim arabayı çeken kamyonculara da usulünce teşekkür ettik.

Arabaya bindik, yol akıp giderken ben hala çapacı teyzeye kızar vaziyetteyim. Ne demeye bana zorla çapa yaptırırmış da , biz orda can derdiyle uğraşıyormuşuz da, falan da filan da... arkadaşım gülmeye başladı. "Sen hala anlamadın mı?" dedi. "O kadın sana destek olmaya çalışıyordu. İyice umutsuzlandığı, üzüldüğünü fark etti, araba kurtulana kadar kafanı dağıt diye seni oyalamaya çalıştı." Şöyle bir düşündüm, harbiden de öyle olmuştu. Çapaya kızmaktan, toprağı kazarken öf pof demekten arabaya üzülmeye fırsat kalmamıştı ki.

17 Haziran 2011 Cuma

Millet Oy Vermeye Biz Tatile

Hafta sonu kız kardeşimle Kıyıköy'e gittik. Daha önce adını hiç duymamıştım. Kırklareli'nde bir tatil kasabasıymış. Hani şu herkesin dilindeki klişe benzetmeyle maviyle yeşilin birleştiği enfes manzarası varmış. Tamam dedim ve herkesin oy vermeye memleketine gittiği bu hafta sonunda, biz tam ters istikamete, trakyaya doğru yollandık. Cumartesi sabahı erkenden kalkıp Anadolu yakasından taa Esenler otagara gittik. Ordan ilk önce Tekirdağ-Saray ardından da Kırklareli-kıyıköy. Saray'da kıyıköy servisinin gelmesini pis mi pis pejmurdenin ağababası bir bekleme salonunda bekledik. Ama nereden bilebilirdik ki bizi bekleyen pansiyon akıbetinin bu pejmurde salondan belli olduğunu. Durun resmini de şuraya koyayım da siz de görün.

Neyse Servise bindik, Kıyıköy'de indik. Pansiyon sahibi geldi bizi arabasıyla aldı. Yol uzun muymuş ne. Çamurlu mamurlu bir sürü yoldan geçirdikten sonra pansiyona vardık. Ve tam bir fiyaskoyla karşılaştık. Oda korkunçtu. Adam bizi arabasıyla getirdiğinden geri "Vazgeçtik burayı beğenmedik." de diyemedik. Öylece yerleştik odaya. Yerde halısı olmayan küçücük bahçe katı bir oda. İçinde bir çift, bir de tek kişilik yatak koymuşlar. Bir de kenarda komidin. Tamam buraya kadar sorun yok. Ancak sonra adam gitti biz lavabonun üstündeki dolabı açtık ve ne görelim? İçinde bir sürü kirli tabak ve bardak. Haydi dedim neyse, komidine baktım. O daha da iğrençti. Odada kullanılmayan ne kadar ıvır zıvır varsa içine tıkmışlar. Hele bir lavabo var ki evlere şenlik. İçinde resmen ölü örümcek vardı. O an anladım ki bu "Sahil Pansiyon" bizi fena halde kandırmış. Tamam oda eski olabilir, rutubetli olabilir ama kardeşim sonuçta biz bir gün öncesinden ayırtmıştık orayı. İnsan bir odanın içini temizler, bulaşıkları yıkar değil mi ama. Allah aşkına bir örümcek ağını kaç günde örer? Resmen tuvalet koca koca ağlarla kaplıydı. tabi odanın binbir çeşit yerine konuşlanmış küçük kafalı koca ayaklı örümceklerini hiç saymıyorum bile. Ama biz öyle halimize katlanmadık tabi. Adamı çağırdık odayı örümceklerden arındırmasını istedik. Adam pişkin, lakayt! Fırçasıyla geldi, duvara iki sürttü "Örümcekten korkulur mu, biz elimizde alıp atıyoruz." diye bize güldü sonra da gitti. Ama o gider gitmez bir baktım örümcekler tek tek geri yerlerine gelmeye başlamışlar. Kardeşimin zaten örümcek fobisi hat safhada. Ee serde ablalık da var, iş başa düştü. Önce tuvalette kupkuru ve bir o kadar da kirli bir tuvalet fırçası buldum. Sonra bastım gördüğüm örümceğin üstüne. Valla o fırça yer yer odayı kirletmiş olabilir ama ha biraz eksik kirli, ha biraz fazla. Ama bizden sonra o odaya gelenler bilseler ne çok iş yaptım, dua ederler bana. Neyse odadaki eski ve pis buzdolabından bana elektirik çarptığını da söyleyeyim de bu faslı bitireyim. Ama çok korktum yahu. Hemen fişini çektik. Geceleyin de onca oda maratonundan sonra sabaha kadar uyumayalım dedik. Ama uyku fena bastırınca el mahkum başlar bir bir yastığa düştü. He, unutmadan haliyle olası bir "Siz pansiyon seçmeyi bilmiyorsunuz, gezmeyi bırakın." diyecek olan aile büyüklerine karşı pansiyonun bir tane bile fotoğrafını çekmedik. Malum etrafta delil bırakmamak lazım.

Neyse kötü bir pansiyona düşsek de Kıyıköy genel olarak güzel bir yerdi. Ama insan bu kadar doğal güzelliğe biraz yapaylığın katılmasını istiyor yahu.

 Mesela çayırlık yerlerdeki otları biçselerdi de bastığımız yerlerin çamur mu kuru mu olduğunu anlayabilseydik.

Kıyıköy aslına bakarsanız tam bir uygulamalı coğrafya yeriymiş desem yalan olmaz. Bu zamana kadar hep şu ırmak şu denize, şu nehir bu denize gibi bir sürü bilgi öğrenmiştim de hiç biri sınavı geçtikten sonra aklımda kalmamıştı. Ama şimdi Papuç deresini sorsanız size o dakikada şeceresini çıkarırım. Düşünsenize resmen derenin karadenize döküldüğü yere gitmişiz. Hatta kasabanın küçücük plajı dere ile deniz arasında öyle şirin bir burun (doğru mu dedim) oluşturmuş ki insan heyecanlanmadan edemiyor.


Tam net olarak belli olmasa dikkat edilirse menderes oluşturarak denize dökülen dereyi fark edebilirsiniz.


Burası da tam derenin Karadeniz'e döküldüğü yer.


Dere demişken hazır, biraz daha ayrıntısına gireyim. Kıyıköy'de Papuç deresinin etinden sütünden bayağı yararlanmışlar. Resmen dere turizmi yapmış adamlar. Mesela şu yukarıdaki resim gibi. Dereye sallar koyup onları cafeye çevirmişler. Fiyatları da pek pahalı değil hem. (İçecekler bazında tabi.) Garsonları da çok kibar. Kıyıköy'e giderseniz mutlaka oraya gitmenizi tavsiye ederim.


Derede biz de su motoruyla gezdik. (Tabi o resimdekiler biz değiliz.)



Hem hava biraz serin olduğundan hem de seçim zamanından olacak plaj da doğru düzgün kimse yoktu. Bu da bize yaradı açıkçası. Zaten çok garip, kasabanın çarşısına gitmek için mutlaka bu küçük plajdan geçmen gerekiyor. Bizim o pek süper lüx(!) pansiyonumuz da derenin öte tarafında olduğundan ilk önce salla plaja geçiyor ardından da kumlarda bata çıka yürüyüp yola çıkıyoruz. 


Yukarıdaki resmi salla bizim tarafa doğru gelirlerken çektik. İlk başlarda etrafımızda "aman siz çekemezsiniz" diye salımızı çekmeye koyulan adamlar peyda oluyordu. Tabi sonraları onların çekmesine karşı koya koya kendi salımızı kendimiz çekebildik. Ama sal çekmek bayağı üst baş kirletmeci bir etkinlik. Ellerinin yosunlara ilk teması ise tam bir şok etkisi yapıyor.


Aya Nikola Manastırı. Kıyıköy'ün tek tarihi yeri. Şu anda harabe halinde. Her tarafına yazılar yazmışlar. Adamın teki de kendi kendini oranın sorumlusu ilan etmiş güya manastırı koruyacak. Bir kartona "Tako'nun Yeri, bekçiniz tako'ya bahşiş vermeyi unutmayın" yazmış sonra da bunu manastırın duvarına çivilemiş! (Süper koruyor evet.) Bahiş vermedik tabiki.


Eveeet! Yazının sonuna geldik. Eğer buraya kadar okumaya sabrettiyseniz eyvallah. Ne diyeyim büyük sabır var sizde:)