Sayfalar

yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2015 Pazar

Aaaa! Yazıyorum Tekrar:)

Aradaki attığım kısa yazıyı saymazsak yazmayalı yaklaşık iki yıl olmuş.

Ama tekrar buraya döndüğümde her şeyi yerli yerinde görmek çok güzel gerçekten.

Merhaba:)

Bu üç yıl içerisinde hayatımdaki değişikliklerin özetini geçeyim dedim. Diğer yazılarda olmadı bazı konuları geniş geniş yazarım.


1-) Depresyondan tamamen kurtuldum. Yani sanırım. 7 sekiz aydır ilaç kullanmıyorum yani. Tabi ara ara geliyor bir melankoli ama o hep vardı. Yalnız kalma isteği de. Hem artık yalnız yaşıyorum zaten.

2-) Böylelikle ikinci maddeye geçmiş oldum. Bu yaz tayinim çıktı. Sonunda sonunda sonunda!!! Hatta son günlerde Diyarbakır'daki ağlamalarım o kadar artmıştı ki, benim okulumla ilgilenen şube müdürü tayin evraklarına mührü vururken "Artık ağlamak yok değil mi, hoca hanım?" diye tatlı tatlı takılmıştı. Tabi o zaman biraz sinir olmuştum. Ama şimdi dedikleri hoşuma gidiyor.

3-) Diyarbakır'dayken beni istifa etmekten caydıracak bir şey yaptım. İstanbul'dan küçücük tıfıcık bir ev aldım. Borcum 2023'te bitecek. Hedef 2023 yani:) Bu tarihte misak-ı milli anlaşması sona eriyormuş. Dur bakalım, ev elimizden gitmesin de. ( Bak, depresyonun yan etkileri. Anca karamsar düşünüyorsun. Etkileri bitecek gibi değil.  Hala olumlu bakabilmek için çevremdekileri darlıyorum.)

4-) Evim- hani şu varoşların kenarında, kendini soyutlayan yüksek duvarlı, çok katlı siteler vardır ya, hah orda işte. Balkonum yok. 39 m2. Ortadan  bir duvar geçirip, bir artı bire benzetmişler. Balkonum yok, ama havuzum, çocuk parkım, güvenliğim var. Ayrı bir salonum yok ama spor salonum, saunam, var. Arabam yok, otopark'ım var. Anlayacağınız bayağı bir havalıyım.(!) Hatta öyle ki, sitenin teknik elemanı eve geldiğinde inceden alay bile etti. O teknik eleman da ayrı bir yazı konusu. Neyse ki artık havuz temizliğinden sorumlu da, sinirlenmiyorum. (Bakın şimdiden, züppe sitelilere benzemişim.)

Yok yahu, küçümsediğime bakmayın. Evimi çok seviyorum. Tam kendi istediğim gibi döşedim, bol güneş alıyor ve kışları sıcacık oluyor. Yalnızım ve eve sadece benim istediğim dostlarım gelebiliyor. Ev arkadaşlarımın tuhaf erkek arkadaşı, tanıdıkları değil.

5-) Yeni okulum eve yürüme mesafesinde. Tabi adaptasyon sorunlarım devam etmekle birlikte, buna da şükür diyorum. En azından bildiğim, sevdiğm şehir ve ev benim evim.

Bunların haricinde hayatımda hiç bir değişiklik yok.

- Hiç mi Kitap Gibi Kız?
- Hiç!Sadece yaşlanıyorum sanırım, yaşlı düşünüyorum.


Not: Bu arada "Tam zamanında dönmüşsün Diyarbakır'dan" türü cümlelerinden bıktım usandım. Zira geride bıraktığım dostlarım için daha fazla vicdan azabı çektirmekten başka bir işe yaramıyor.


7 Ekim 2012 Pazar

Ben de yazabiliyorum, Ben de.

Bilgisayarım yok artık. Çöktü, kırıldı, bozuldu artık ne derseniz deyin yok. En az sekiz dokuz kere yere düşmüştü de hiç bir şey olmamıştı garibime. Daha doğrusu ben öyle sanıyormuşum. Sonunda iflas bayrağını çekti. Bense arkasından resmen yas tutuyordum. Ki baktım böyle yapmaya devam edersem hiç bir işimi halledemeyeceğim, yeni bir bilgisayar almaya karar verdim. Şimdilik araştırma durumlarındayım. Aslında ben size böyle diyeyim siz benim para denkleştirmeye çalıştığımı anlayın. Zira bilgisayarlı ama züğürt biri olmak hiç hoş değil.

Neyse efendim, işte bu yüzden dolayı Diyarbakır'a geldiğimden beri hiç yazı yazamamıştım. Ama sonra aptallık ettiğimi anladım. Sonuçta hiç bilgisayar bulamayacak insanlar değiliz ki. Tamam eğer baştan itibaren birisinin bilgisayarından yazmaya çalışırsan sonunda o kişi isyan naraları atmaya başlar. Fakaaat, ben telefonumdan yazılarımı yazıp onu mail olarak saklasam sonra da bir alet bulduğumdaysa iki dakika da düzenleyip yayınlayıversem... Lan türkün aklı ya kaçarken ya mıçarken gelirmiş. Benim de fikrimin ilk sinyalleri tuvalette gelmeye başladı. Sabahtan beri düşünüyordum. "Olur mu lan, olur mu ki" diye. En sonunda bu isteğimi gerçekleştirdim. Bu yazı da onun tezehürü. Nasıl güzel olmuş mu?

Not: Telefonum öyle gıcık bir şey ki sadece mailleri ve twitter'ı düzgün yükleyebiliyorum. Onları da mobil olarak. Haliyle yapabildiğim en düzgün eylemlerde mail ve tweet atmak.

29 Temmuz 2011 Cuma

Evden Kaçtım Ama Parka

Bu sabah üç gibi uyandım. (Yoksa gece üç mü demeliydim?) Bir gün öncesinde çok fazla yorulduğumdan erken yatmıştım. Haliyle gece yatakta dön dön, en sonunda pes edip kalktım. Kalktığımda ne yapacağımı bilemedim. Mesane doluluğundan karnım felaket ağrıyor, midemin açlığı ise ağrıda onunla yarışıyordu. İlk önce hangi ağrıyı teskin etmeliyim düşüncesinin kafa ağrısıysa cabasıydı. Ama en sonunda dolu olan boş olana galip geldi. Önce banyoya gittim. Ardından doğru mutfak. Buzdolabını açtım. Hmm, dünden kalan pilav gözüme oldukça cazip görünüyordu. Açlık böyle bir şeydi anlaşılan. Karnımı doyuırdum. Sonra "ne yapsam, ne yapsam, bari kitap okuyayım, kaç gündür elimde sürünüyor bir tanesi." dedim. Ama evin tüm odaları uyuyan insan, mutfaksa bulaşık doluydu. Fakat başka   alternatifim olmadığından, el mahkum, mutfak masasında kendime küçücük bir yer açıp kitap okumaya başladım. Canım sıkıldı. Koridorda bir aşağı bir yukarı yürümeye başladım. Yok, insan gece gece sandalye tepesinde değil yatağında okumak istiyor. Kalktım, banyodan gelen cılız ışıkla odaya girip hala boşaltmadığım valizi el yordamıyla buldum, İçinden masa lambamı çıkardım, Fişe takıp yattığım yerden okumaya devam ettim.  Hava aydınlanmaya başladı bu arada ya gün benim için öğlene yaklaşıyordu aslında. "Dışarı çıkmalıyım." dedim. Hoş insan kendi şehrinde ha deyince çıkamıyormuş, tekrar tecrübe etmiş oldum. "Mahalleye çıkıyorsun, sen kimseyi tanımasan da herkes anneanneni tanıyor." düşüncesinden mütevellit doğru banyoya gittim. Tipime çeki düzen vermem gerekti. İlk önce dişleri fırçalandım sonra başımın ön bölgesini yüz yıkama jeliyle bir güzel pakladım, tonikle son bir rötuş yaptım. Ardından geri odaya geçip, düzgün pantolon, düzgün tunik giydim; uyumlu eşarp taktım. Mutfağa geçtim, peynirli, domatesli sandviç; mini termosa kahve yaptım. Ve oh, sonunda dışarı çıktım. (Ee, konu komşu ne der sonra!)

Neyse şimdi her zamanki parkta, her zamanki kamelyada, her zamanki yerde oturuyor ve bu yazıyı yazıyorum.

Not: Yazım bu sabah parkta otururken yazdığım günlükten.

3 Eylül 2010 Cuma

Hırçın Kedi Yazıyor


"Niye yazmıyorsun?"

Doğrusu bu soruyu ilk duyduğumda ne cevap vereceğimi bilemedim.

Sonrasındaysa soruyu kendi kendime şöyle cevapladım. "İhtiyaç hissetmeden yazmamak, sadece yazmış olayım diye yazmamak için," Zira eğer böyle olacaksam geveze olacaktım, anlaşılmaz ve bomboş olacak, gereksiz ve ne dediği belli olmayan köşe yazarlarına dönecek, üstüne üstlük aptal durumuna da düşecek, zaten pek de güzel bulmadığım yazılarımın seviyeleri de iyice sıfırın altına inecekti.  

Ama bu arada yukarıdaki sorunun cevabını verirken, bu yazının temelini oluşturacak, şu soru geldi aklıma. Pekala ben neden yazıyorum? Aslında bunun cevabı çok basit. Kendim için yazıyorum. Rahatlamak ve içimdeki- duygu, nefret, kıskançlık, sevgi, aşk, şaşkınlık, öfke, mutluluk- artık her neyse onu içimden çıkarabilmek, ona kişilik kazandırmak için yazıyorum. Yazmadan duramadığım için yazıyorum. 

Mesela bazen yazarken içime hırçın bir kedi kaçtığını hissediyorum. Beni sinir eden şeyleri inadına tırmalamak, kanatmak, yolmak istiyorum o anda. Hatta nefret bile ediyorum onlardan. Alamadığım öcümü almada harflerin bana yardım edeceğini umuyorum, hırsla ve inançla. Aslına bakarsanız harfler, bir bakıma, başarılı da oluyor. Yazarken kızgınlığım peyderpey azalıyor, neredeyse soba başında mayışmış kedi kadar rahatlıyorum. Bir oh çekiyorum o zaman ve devamında "Kaydı yayınla" "Farklı kaydet" "Dolma kalemin kapağını tak" "Defteri kapat" artık her neyse onu yapıyorum. Evet şimdi artık gönül rahatlığıyla buzdolabını karıştırıp bir içecek alabilir, "Anne marketten ne alınacak" diyebilir, "Kardeşimin odasına gidip "Ne izliyorsun" dye sorabilirim. Geçti hırsım artık. İntikamım alındı ve ben kuş gibi hafifledim.

Biliyorum her ne kadar ileride- Sait Faik'in değişiyle- sadece yazıcı olmak, başka hiçbir işte çalışmamak hayaliyle yanıp tutuşsam da  ne yazık ki bunun gerçekleşmesi zor görünüyor. Ama ben yine de duramam herhalde. Yazarken hafifliyorum zira. Harfler bir bir kağıda veya word belgesine anlamlı diziler halinde kaydolurken mutluysam eğer mutluluğu bir kez daha yaşıyor, üzüntülüysem de bu duygumu harflere emanet ettiğimi hissediyorum. Ve nihayet kaliteli bir terapi görmüş gibi, astral yolculuğunu tamamlamış meditasyon ehli gibi, dua ederken sıkıntılarımın aslında ne kadar basit olduğunu anlamış gibi gevşiyor ve huzur buluyorum. 

İşte diyorum sonra. Yazıyorum ben. Yazıyorsam hayattayım diyorum. Yazıyorsam mutluyum.