Sayfalar

9 Kasım 2012 Cuma

Müdür Bey (!)

Okul küçük, öğrenci de az olunca öğretmenlerden birini müdür seçiyorlarmış. Bu sene bu görev bana düştü. Ha diyeceksiniz "Prestijin arttı mı bari?" Ohoo! Arkadaşım sen ne diyorsun, tüm köy, muhtar, diğer öğretmenler önümde... öhö öhö, ne diyordum ben? Yok dostum yok, sadece öğrenciler arasında. Çocukların gözleri bu fazla şen, fazla oynak, fazla eğlenceli öğretmenin müdür olduğunu duyunca sevinçle parlayıverdi. "Artık tüm dersleri resim, oyun ve beden yapar artık." diye mi düşündüler nedir? Hani ana sınıfında tüm dersler böyle işleniyor ya, ondan olsa gerek.

He unutmadan, dikkat buyrunuz, ben Müdire Hanım değil Müdür Bey'im. Zira çocuklarda öyle bir algı oluşmuş ki kadından müdür olamaz. Olsa da adı hanım olamaz.

Misal geçenlerde öğretmen arkadaşlarla beraber bahçede dolaşırken yanımıza çocuklardan biri yanaştı. Bayram sonrası olmalı, şeker ikram etmek istedi zira. Tek tek hepimizi dolaşıyordu ki sıra bana geldiğinde "Bu da Müdür Bey'in." demez mi? "Bey derken?" diye gözlerimi devirdim kıza. Ama kız düzeltme yapmadı, yapamadı. Nasıl yapsın ki, kızın zihninde müdürlerin bayanlarına söylenebilecek bir kelime var mı ki acep? Öyle alık alık baktı, sonra da izin isteyip gitti. Bende "gene olmadı" diyen gözler, karşımda bana gülen iş arkadaşları...

Yok dostlar yok, ne dediysem olmuyor. Ünvanım müdür bey kaldı(!)

Aman neyse ne, bırak dağınık kalsın.

3 Kasım 2012 Cumartesi

Wwaakk You!

- Haydi kitap gibi kız, bize çalıştığın köyde başından geçen bir olayı anlat.

- Pekala. Sizi mi kıracağım ayol, hemen.

Bir bahar sabahı andımız törenini yapıyorduk. Çocuklar topluluk önüne çıkıp bir şeyler yapmaya meraklı tabi. "Ben de, ben de" çığlıkları ve "hep onu çıkartıyorsunuz ama" sitemleri eşliğinde üç dört öğrenci çıkarttık. "Rahat, hazır ol!" komutu verdikten sonra başladılar okumaya. "Türküm, doğruyum, çalışkanım. İlkem..." dediler fakat devamı gelmiyor. Böyle bir sessizlik kapladı etrafı. Tek duyulan ses okul bahçesine yayılmış kazlardan boğazlanıyormuşcasına gelen vaklamalar. "Yahu ne oluyor, hayvan mı öldürüyorlar?" demeye kalmadan tüm okul, öğretmenler "kafa sağa çevrileceek, çevir!" komutu almışız sanki, çeşme yanındaki kazlara bakmaya başladık ki ne görelim. Kazlar çiftleşmeye çalışmıyormuymuş. Oha lan, yok mu sizin kümesiniz. Kahkaha koyversen olmaz, "Dönün önünüze ayıptır." desen olmaz, olmaz oğlu olmaz. Ne yapacağımı bilemedim. Tek bildiğim onları röntgenlemek zorunda kaldığımdan mütevellit döktüğüm utanç terleri. Ama benden hariç herkes nasıl davranacağını biliyormuş meğer. Önce an kadar kısa gelen zamanda kazları izlediler. Yoğun, kesik vaklamalar son buldu sonra. Kafalar tekrar karşıya bakmaya başladı. Öğrenciler hiç bir şey olmamış gibi, araya reklam alınmış diziymişcesine devam etmeye başladılar. "...küçükleri korumak, büyükleri saymak. Yurdumu milletimi özümden çok sevmektir..."

7 Ekim 2012 Pazar

Ben de yazabiliyorum, Ben de.

Bilgisayarım yok artık. Çöktü, kırıldı, bozuldu artık ne derseniz deyin yok. En az sekiz dokuz kere yere düşmüştü de hiç bir şey olmamıştı garibime. Daha doğrusu ben öyle sanıyormuşum. Sonunda iflas bayrağını çekti. Bense arkasından resmen yas tutuyordum. Ki baktım böyle yapmaya devam edersem hiç bir işimi halledemeyeceğim, yeni bir bilgisayar almaya karar verdim. Şimdilik araştırma durumlarındayım. Aslında ben size böyle diyeyim siz benim para denkleştirmeye çalıştığımı anlayın. Zira bilgisayarlı ama züğürt biri olmak hiç hoş değil.

Neyse efendim, işte bu yüzden dolayı Diyarbakır'a geldiğimden beri hiç yazı yazamamıştım. Ama sonra aptallık ettiğimi anladım. Sonuçta hiç bilgisayar bulamayacak insanlar değiliz ki. Tamam eğer baştan itibaren birisinin bilgisayarından yazmaya çalışırsan sonunda o kişi isyan naraları atmaya başlar. Fakaaat, ben telefonumdan yazılarımı yazıp onu mail olarak saklasam sonra da bir alet bulduğumdaysa iki dakika da düzenleyip yayınlayıversem... Lan türkün aklı ya kaçarken ya mıçarken gelirmiş. Benim de fikrimin ilk sinyalleri tuvalette gelmeye başladı. Sabahtan beri düşünüyordum. "Olur mu lan, olur mu ki" diye. En sonunda bu isteğimi gerçekleştirdim. Bu yazı da onun tezehürü. Nasıl güzel olmuş mu?

Not: Telefonum öyle gıcık bir şey ki sadece mailleri ve twitter'ı düzgün yükleyebiliyorum. Onları da mobil olarak. Haliyle yapabildiğim en düzgün eylemlerde mail ve tweet atmak.

28 Ağustos 2012 Salı

Bu aralar...

Yahu herkes okuduğu kitapları paylaşıyor ama benim adım "Kitap Gibi Kız" ben hiç böyle bir şey yapmıyorum. Neyse efendim size bu aralar hemhal olduğum kitapların bir kısmını göstereyim.

Haydi ben kaçar.

Not: Bu aralar bir türlü yazı yazamıyorum. Neyse olacak olacak.

14 Ağustos 2012 Salı

Hastane Günlüğü

Bu yaz babaannemle sağ olsun deli gibi hastaneye gidiyoruz. Ahdetmişiz gibi sür'atle uğramadığımız tüm polikliniklere selam çakma hedefimizden şaşmadan koşturuyoruz. Zaten doktorlar da- bizim bu güya kendi kendimize verdiğimiz sözden haberdarmışcasına- o birim senin bu birim benim dolaştırıp duruyorlar bizi. Resmen hastanelerin her bir koridorunu ezber ettim. Ultrason mu çekilecek, daha sormadan hangi blogun kaç nolu odasında çekileceğini biliyor alışkın adımlarla yöneliveriyoruz. Kantin fiyatlarını adımız gibi ezberleyip bugün ne yesek acaba tarzında şirin eğlencelere gark ediyoruz kendimizi. Sekreter hanım kanıksadı artık yüzümü. Eskiden otur!, şıraya geç!, vezneye git! diye emirler veren kadın şimdi "merhaba canım" diye karşılar oldu beni. Hastalar desen hep tanıdık yüz. "Oo Ayşe teyze, daha bitmedi mi senin tedavin?" Maalesef hastanelerimiz "bugün git yarın gel" mantalitesini en iyi uygulayanların başında geldiğinden kimse işini bitirip gidemiyor ki. 

Eskiden sıradışı ve garip gelen şeyler, şimdi birer göz alışkanlığına dönüştü. Sedyedeki adam ne kadar zayıf diye hayrete düşerken şimdi beynim yorumda bulunmaya bile tenezzül etmiyor. İki askerin koluna girdiği mahkum hastalar da pek enterese etmiyor beni. Yani tam bir kanıksama halindeyim. Fakat hastanelerle bu kadar içli dışlı olduğumdan beri şu hiç aklımdan gitmiyor. Bir gün bu koridorlarda ömrümü çürütmemek için şimdiden düzenli cekap yaptırma fikri. Zira bakalım ileride beni hastaneye getirecek bir torun bulabilecek miyim?