Sayfalar

kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2013 Perşembe

Sen de mi İntihar Ettin, Ey Sevdiğim Yazar!

Şu an yazımı şok içerisinde yazıyorum. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi pır pır atıyor. Çünkü az önce kendisi hakkında hiç bir şey bilmediğim ama kitabını iki gündür deli gibi okuduğum, "Kesin tanışmalıyım bu adamla." dediğim yazarın, çok değil, bir sene evvel intihar ettiğini öğrendim!

"Kemal SUMAN" dan bahsediyorum. Fotoğrafını gördüğünüz kitabın yazarından.

* * *

Hoş, kitapla tanışmam da ayrı bir fiyaskodur zaten. Geçen sen yine Diyarbakır'da çok bunalmış ve sahafın birinde beni benden alacak bir kitabın peşine düşmüşken onu gördüm. "Kah orada kah burada" Yazarı Kemal Sunal. Atmaca gibi saldırdım tabi. Kitabı doğru düzgün incelemeden "Aa Kemal Sunal filmlerini anlatıyor." diye heyecanlarak satın aldım kitabı. Sonra eve geldim ve ne göreyim. Yazarın adı Kemal Suman değil miymiş. Benim yüzümün aldığı rengi bir görün hele. Tam bir- verdiği paranın boşa gittiğini evlat acısı gibi böğründe hisseden- bir enayi rengi. Anlayacağınız, tek kelimeyle mosmordum. Hemen hışımla attım kitabı elimden. Ta ki düne kadar. 

Dün, "Evde okunacak ne var?" diye yaralı danalar gibi aranırken gözüme çaptı malum kitap. "Gel bakayım başımın belası." diyerek aldım elime ve bir daha da bırakamadım. Allahım, meğer ne kadar da aptalmışım. Meğer nasıl da güzel, nefis, akıcı bir gezi kitabıymış bu. Boru değil, adam yıllarca tur gemilerinde gezi rehberliği yapmış. Üstüne bir de akide şekerli edebiyatını soslamış. Ortaya mükemmel bir gezi edebiyatı çıkmış. Okurken, kahkaha atıyorum, kızıyorum, üzülüyorum, onların yerine ben de utanıyorum ama ille de okuyorum. Artık öyle bir hal aldım ki "Yahu- dedim- kim bu, hayran olduğum yazar? Resmi falan yok mu internette?" diyerekten arattım adamın adını ve önüme gelen sayfadaki ilk cümlede dondum kaldım. 

 [ Kemal Suman borçtan intihar etti ]


Ne diyeyim, Allah rahmet eylesin. Üzüldüm hem de çok. 

Biliyor musunuz, bence intihar eğlenceli insanlara hiç yakışmıyor. 

28 Ağustos 2012 Salı

Bu aralar...

Yahu herkes okuduğu kitapları paylaşıyor ama benim adım "Kitap Gibi Kız" ben hiç böyle bir şey yapmıyorum. Neyse efendim size bu aralar hemhal olduğum kitapların bir kısmını göstereyim.

Haydi ben kaçar.

Not: Bu aralar bir türlü yazı yazamıyorum. Neyse olacak olacak.

14 Kasım 2011 Pazartesi

"S*ktir Ediyormuşum Zaten"

Hayatımda ilk defa bir kişisel gelişim kitabına aşık oldum. Ama akabinde acı gerçek yüzüme şırrak diye iniverdi. Kitap beni bana anlatmaktan başka hiç bir şey yapmıyormuş. 

Kitap "S*ktir Git" hani haftalardır çok satanlar listesinde olan. Neyse rahat koltuklu kitapçıların birinde aldım elime bunu, karıştır allah karıştır. Diyorum ne müthiş kitap be. Plan yapma diyor sana, efendime söyleyeyim diyet yapmak yerine psikolojine göre takıl diyor, biriktirme keyfine göre harca, disiplin ve otoriteyi s*ktir et diyor. Okuyorum okudukça kendimde geçiyorum. Ama kişisel geliştiğimden değil bilakis ego tatminimden. Hani internetten kendi burcunuzu okursunuz da zaten bildiğiniz özellikleri okuyup marazi bir zevk alırsınız ya, hah işte aynen öyle. Düşünsenize bu zamana kadar kendimi hep dağınık, sarsak, plansız bohem bildim ve yer yer bunun için kendime kızdım da. Ama yazar kişi böyle insanlara methiyeler düzmüş kitapta. Neredeyse gözümü karartıp kitabı alacaktım ki dedim "Napıyorsun, kendine gel! Bu kitap sana hiç bir şey katmayacak ki." Ve hemen fikrimi değiştirip kitapçıyı terk ettim. Herhalde alsaydım en çok yaptığım şey, kitabın altını çizdiğim bölümleri arkadaşlara gösterip "Bak burası aynı ben." diye hava atmak olacaktı.

Aklımda kalan itibariyle şöyle şeyler diyor.

- Kendisine öz saygısı olanlar başkalarının onun hakkında ne düşündüğünü önemsemezler.

                Hımm buradan çıkarabileceğim yegane sonuç muazzam bir öz saygıya sahip oluşum. Yahu başkalarının gülmeleri ve dudak kıvırmalarına aldırmayıp ücretli öğretmenlik için polatlı'ya geldim. Daha ne olsun.

- Diyet yapmak yerine canın o anda ne yemek istiyorsa onu ye. Vicdan azabını s*ktir et, O zaman yemeğe kafayı takmadığından daha az yediğini göreceksin.

                Diyet yapmayı bıraktığımdan beri hakikaten yemek daha az aklıma geliyor ve daha az yiyorum. Hiç uğraşmadan da kilo verebildim ayrıca.

- Disiplin ve iradeyi s*ktir et. (Bu konuyu fazla kafana takma rahat ol.)

                 Kendimi bildim bileli öyleyim zaten.

- Plan yapma. (Planlarda boğulma. Hayatının merkezine oturtma.)

                  Plan yapmaktan nefret eden biri olarak bu bölümü okuyunca kendimi taktir ettim. (!) (Ama bence geziye çıkarken mutlaka gezi planı yapılmalı. Tabi anlık gelişen şeylerde hayal kırıklığına uğramadan.)

vs. vs. vs. Bence bu kitap bohemliğe bir övgüden başka bir şey değil. Konusu, yöntemi herşeyi çok hoş. Ama siz de gördünüz. Benim için gereksiz.

11 Nisan 2011 Pazartesi

Kitap Meraklısı Keş Amca Ömrümü Yedin

 Dün kendi kendime bütün gün yurtta kalacağım diye söz verdim ya bu bünye öyle uzun süre kapalı kalmaya alışık olmadığından, gene dayanamadım attım kendimi dışarıya.

İlk önce Kadıköy'e gittim. Şöyle Mühürdar'da dolandım, hava aldım. Bir banka oturup kitap okudum. Yanımdan insanlar geçti. Rahatlamam gerekiyordu ama rahat değildim. Gittim Eminönü vapuruna bindim. Üst kattaki kantin bölümünde masaya oturdum, kitabımı okumaya başladım. Amacımın tamamen kendi kendime kitap okuyabilmek olduğuna karar verip vapurların bunlar için ideal yerler düşündüm. "Eminönü'nde iner sonra Üsküdar vapuruna geçip kitap okumama devam ederim." diyordum. Ancak inmeye yakın aklıma bir arkadaşla konuştuğumuz proje geldi. Birini belirleyecek, onu 15-20 dakika takip edecek, kendimizi fazla belli etmeden neler yaptığına dikkat edip eğlecektik. Dedim ki  "şimdi de yapsam ne olur ki sanki." Hemen karşı taraflarda oturan birini gözüme kestirdim. O kadar kendi halindeydi ki beni kesin fark etmezdi. Sarı kısa saçlı, uzun boylu, hantal bir oğlandı. Sırtında kocaman bir dağcı çantası, elinde bir sürü migros poşeti vardı. Vapur iskeleye yanaştı çocuk indi, sirkeci yönüne doğru seyirtti. Ama sadece seyirtti. Yürümedi. Allah kahretsin ki yürümedi. Durdu, poşetlerini yere koydu, çantasını açıp bir şeyler yapmaya başladı. Haliyle ben de biraz uzağında durdum. Adamımı gözden kaçırmadan etrafa boş boş bakışlar atmaya başladım. Herhalde nereye gideceğine karar verememiş kız pozunda olmalıydım ki taksilerin orada duran esmer, bıçkın bir çocuğun ilgisini çektim. Haydaa al başına belayı. Allahım ilk takip vak'amdaki olaya bak. Oğlanında kalkıp yürüyeceği yoktu. Dedim "Bari yürüyüp gideyim de başka birilerini gözüme kestireyim." Bıçkın çocuksa peşimden gelip "konuşabilir miyiz?" demesin mi? Ben gayet ukalaca "Sanki hayır desem konuşmayacaksın?" dedim, yürüdüm, gittim. Neyse allahtan peşimden gelmeye devam etmedi.

Şimdi gözüme öyle birini kestirmem gerekiyordu ki ne çok yavaş olsun ne de fazla hızlı. Çevresindeki insanlara da dikkat etmesin, hedefine odaklanmış bir halde yürüsün. Öyle uzun uzun seçme sansım yoktu, akşam üstüydü ve birazdan hava kararmış olacaktı. Uzakta, bayağı bir uzakta kırmızı trençkotlu, kahverengi dalgalı saçlı bir kadın gördüm. Biraz hızlandım peşine takıldım. Burada kendime not da çıkardım. Birini takip edeceksem mutlaka gözlük takmalıydım. Bir numara bozuk gözle kadını uzaktan net göremiyorsun ki anasını satayım. Neyse bayan yanındaki kahverengi kısa saçlı bir kızla galata köprüsüne doğru gidiyordu. Köprü kalabalıktı, her telden insan bir yandan denizi izliyor bir yandan karısı, kocası, arkadaşı, sevgilisi, çoluğu çocuğuyla konuşuyordu. Bense sadece kadına bakarak yürüyorum. Birden karşıdan üstü başı kir pas içinde, göbekli, kirli sakallı esmerliği kirden mi doğuştan mı olduğu belli olmayan yalpalayan bir adam yoktan var olmuş gibi karşımda peyda oldu. Adamdaki tek temiz şey elinde tuttuğu yeni yakılmış sigaraydı ve bu adamın mide bulandırıcı olmamasına hiç de yardım etmiyordu. "Allahım ne tuhaf adam sarhoş mu tiner mi çekmiş belli değil" diye kadını unutmuş adam hakkında fikir yürütürken önümde durup benimle konuşmaya başlamasın mı? Kulağımda kulaklık olduğundan ilk başta ne dediğini anlayamadım. Kulaklığımı çıkarıp korkudan fare sesi kadar tizleşmiş sesimle "beyfendi gider misiniz" dedim, gitmedi. Ellerimi adama doğru siper ederek. "Ne diyorsunuz anlamıyorum, param yok benim." dedim. Adamsa dili iyice dolaşmış halde "kitabına bakacağım" diye tutturmasın mı? Haydaaa! "Kitap mı, ingiliz edebiyatı tarihi." diye adama hesap verirken korkudan çıkan sesimi ben bile tanıyamıyordum artık. Adam dediğime inanmıyor illa bakacağım diye tutturuyordu. Ben bir kaç adım gerileyip kitabı açıp içini gösterdim "İngiliz edebiyatı tarihi inanmıyor musun?" dedim viyaklayarak. Resmen öl kızım şurda deseler ölecektim. O kadar korkunç bir adamdı. En sonunda arkadan iki oğlan "Hişştt, hoop, amca!" diye bağırdılar da bay sarhoş yanımdan okkalı küfürler savurarak ayrıldı. Hay Allah müstakını versin bu adamın. Resmen tüm pazar eğlencemin içine etti.

Neyse ki kadın bayağı uzaklaşsa da gözden yitmemişti de hızlı hızlı yürüyüp ona yetişebildim. Ama benim sinirler perperişan. Takip etmek de yalan oldu iyi mi? Kadın köprüyü geçti tophaneye doğru yürümeye başladı. Ben "Yok- dedim- bana bu kadar macera yeter." Ancak kadını tophaneye uğurlamadan önce yüzünü görebildim yine de. Kırk yaşlarında, çıkık elmacık kemikli, zayıf, esmer, sinirli yüz hatlarına sahip bir kadındı ve beni kuşkuyla süzen gözlere sahipti. Anlaşılan köprü macerasından sonra kendimi farkettirmeme ilkeme hiç de uygun hareket etmemiştim. Geri döndüm, köprüyü hızla geçerken herkesin bana baktığı gibi salak bir hisse de kapıldım. Hatta travmanın şokundan ne kadar aptallaştıysam artık yanımdan geçen bir kadının ayakkabısına "Vay be artık iskarpinlerin kenarlarına minik ışıklar da yerleştiriyorlar." diye kendi kendime yorum bile yaptım. Meğer kadının ayakkabısı yanıyormuş. Kadının yanındaki çocuk "Anne ayakkabın..." dedi. Teyze ayağını yere sürtmeye başladı. Bir sürü kıvılcımlar çıktı iskarpininin altından.


Not: Bundan böyle Galata Köprüsünden geçerken kalın ve kahverengi ciltli kitaplarımı gazeteye sarıp onlara bir kalıp peynir süsü vermeye karar verdim. Düşünsenize adamın elimdeki kitabı kapıp gittiğini.

Not2: Korkulu bir macera geçirsem de bir seyyar satıcının elindeki sigarayı arkadaşına uzatarak, eşofman satışıyla alakalı sosyolojik çıkarımlarını duymadan da edemedim. "Yav kardeşim kadınlar hep siyah, lacivert alıyor, erkekler de nerde pembe, yeşil var ona gidiyor. Anlamadım gitti."

3 Mart 2011 Perşembe

Evet, herşeye rağmen yazmaya devam!


Yurttaki oda arkadaşımızın doğum gününü kutladık bugün. Yanda gördüğünüz üzere odanın en yaşlısı olarak muz doğruyorum. Bu da yurt-kur'un meşhur mavi masası.   Ahanda onlarda benim ellerim. Parmaklarımdaki sürüp hemen kazıyarak şekil verdiğim ojelere dikkat etmezseniz sevinirim. Öyle dışarıda dolaşmadığıma emin olabilirsiniz. Zira yurtta insanlar sıkıntıdan tuhaf tuhaf bir sürü şey yapabiliyor.


Çok fenayız biz var ya. Kızın uykusu varmış, hastaymış, kendini iyi hissediyormuş falan demeden zorla yatağından kaldırdık doğumgünü çocuğunu. O mum üflenecek başka yolu yok. Pastayı iki arkadaş gelirken getirdi bizde yemeğe kadıköydeki makarnacıda yediğimizden yemek fişlerimizle kola meyve aldık. Masayı güzelce düzenledik. Yemekhaneden bir arkadaş iki tane tabak da kaçırdı. Marketten aldığımız peki pastaya mumları diktik. Yedik içtik eğlendik. Sonra da kendi bencil zevkimizi tatmin ettikten sonra hasta kızımız geri yattı.





Ranzamın tavan kısmının resmini gösteriyorum şimdi de size. Artık kitaplarımı nereye koyacağım diye bir derdim yok. Demirlerin arasına sıkıştır yeter. Çok eğlenceli ya.



Not :Blogger tekrar mı açıldı anlamadım. Gündüz mahkeme kararıyla erişim yasaklanmıştır derken şimdi tekrar girilebiliyor. Allah allah!