Sayfalar

alt ranza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alt ranza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2011 Perşembe

Evet, herşeye rağmen yazmaya devam!


Yurttaki oda arkadaşımızın doğum gününü kutladık bugün. Yanda gördüğünüz üzere odanın en yaşlısı olarak muz doğruyorum. Bu da yurt-kur'un meşhur mavi masası.   Ahanda onlarda benim ellerim. Parmaklarımdaki sürüp hemen kazıyarak şekil verdiğim ojelere dikkat etmezseniz sevinirim. Öyle dışarıda dolaşmadığıma emin olabilirsiniz. Zira yurtta insanlar sıkıntıdan tuhaf tuhaf bir sürü şey yapabiliyor.


Çok fenayız biz var ya. Kızın uykusu varmış, hastaymış, kendini iyi hissediyormuş falan demeden zorla yatağından kaldırdık doğumgünü çocuğunu. O mum üflenecek başka yolu yok. Pastayı iki arkadaş gelirken getirdi bizde yemeğe kadıköydeki makarnacıda yediğimizden yemek fişlerimizle kola meyve aldık. Masayı güzelce düzenledik. Yemekhaneden bir arkadaş iki tane tabak da kaçırdı. Marketten aldığımız peki pastaya mumları diktik. Yedik içtik eğlendik. Sonra da kendi bencil zevkimizi tatmin ettikten sonra hasta kızımız geri yattı.





Ranzamın tavan kısmının resmini gösteriyorum şimdi de size. Artık kitaplarımı nereye koyacağım diye bir derdim yok. Demirlerin arasına sıkıştır yeter. Çok eğlenceli ya.



Not :Blogger tekrar mı açıldı anlamadım. Gündüz mahkeme kararıyla erişim yasaklanmıştır derken şimdi tekrar girilebiliyor. Allah allah!

10 Kasım 2010 Çarşamba

Üç Alakasız Konu: Alt Ranza Savaşı, Son Sınıf Olmak ve Hamarat Kardeşim


Alt ranzayı kapmak: İşte yurt tarihinde hiç bitmeyecek bir kavga. Ne canlar yanmıştır bu kavgada, ne saçlar çekilmiş ne çemkirilmiştir suratlar. Uykusuz yolculuklar sonunda rahatlamaya bile izin vermez bu kavga.Hoş, yurdun er meydanından başarıyla çıkan azdır fakat zafer şerbeti de fevkalade lezzetlidir. Doğrusu alt ranza müthiştir, uykun geldi mi bir anda kendini yatağa atabilirsin. Dışarıdan geldin mi çantanı şöyle bir üstüne bırakabilir, üzerinde başka odadan gelen misafirleri ağırlayabilir, kimsenin yatağına oturmak zorunda kalmazsın.

İstanbul'a gelişimin ilk günü koştur koştur yurda gittim. Dinlenmedim, yemek yemedim, su içmedim. Ah şu alt ranza hırsı yok mu bende, dayanamıyorum. Zaten Ankara'dayken yurdu aradığımda telefondaki ses "Ohoo herkes geldi." dedi ya tüm yolculuk boyunca içim içimi yedi. "Ya herkes odadaysa!" Ama bir girdim ki odaya in cin top oynuyor. Kimse yok. Bir ohh! koyverdim önce sonra gittim hemen nevresimimi aldım, geldim, serdim. Nevresimli yatağa kimse dokunamaz. (muhahahaaa-kötü adam gülüşü) Valizin içindekileri de şöyle üstün körü dolaba yerlestirdim mi doğru kardeşimin evine. Haliyle oraya varmam öğleni buldu. Sen misin alt ranza da alt ranza diye tutturan. Eve bir vardım ki pert olmuşum. Akşama kadar yattım.

........

Son sınıf olmak hakikatan garip bir şeymiş. Sınıfa her giren altın günündeymişcesine birbirini öpmekle, sarılmakla meşgul. Yalnız ben şu sarılmalara, öpüşmelere sinir oluyorum. Sevmiyorum işte kardeşim. Ben illaki öpeceksem sevgimi göstermek için öperim. Eee herkese de diyemiyorsun öpüşmeyi sevmiyorum diye ben de n'apayım sadece öpeni öpüyorum. Alınıp da beni öpmedi diyense sırf bu yüzden trip yapıyorsa olmasın benimle arkadaş zaten. Galiba en çok bu yüzden yurdu seviyorum. Orada kimse tanıştığı kimseye sarılmaz. Sadece tokalaşır. Hatta yurdun havasında suyunda mı vardır bu bilmiyorum ilk defa çıkanlar bile aynısını yapıyor.

Sınıfta hal hatır sormalar, "gezelim, program yapıp." demeler... Herkeste buruk bir kavuşma sevinci. Bakışlarda "Laaan son sınıf olduk" ifadeleri, hocaların bazılarınaysa "şu mendebur kadını bile özleyecek miydim?" bakışları ve daha bir sürü son sınıfın garip psikolojileri. Kısacası son sınıf olmak hakikaten başka bir duygu.

................


Kardeşimin evine ilk defa gidiyorum ya bir garip oldum. Bir kere normalde Ankara'da olsak asla "Aç mısın abla, yemek hazırlayım mı?" demezdi. Şimdi böyle sorup üstüne üstlük masayı özenle hazırlayıverdi,  yetmezmiş gibi de "Doymazsanız bir şeyler daha hazırlayayım." dedi ya ben artık en sonunda patladım. 
"Yok ben alışkın değilim senin böyle yapmana. Bana yemek falan hazırlama. Tuhaf geliyorsun, yabancı gibi."
Bunları harbi ciddi söyledim aslında ama herkes güldü nedense. Abes kaçmış olacak. Velhasılı kelam, ben alışkın değilim kardeşimin bana yemek yapmasına.

Not: Bu yazıyı tee eylülün 21'inde yazmış taslak olarak bırakmıştım. Demek şimdiye kısmetmiş.